KENDİME KALDIM
Yazar: Mert Salman

SUSTUĞUM YERDEN KIRDILAR ''İnsan en çok sustuğu yerden kırılır. Ve en çok orada kendini kaybeder.'' Bak, sana en baştan net söyleyeyim… bu hikâyeyi bir başkasına anlatır gibi değil, direkt sana anlatıyorum. Çünkü sen de bunu ya yaşamışsındır ya da yaşıyorsundur. Yoksa burada olmazdın. Şimdi şunu düşün: Bir şey canını sıkıyor ama söylemiyorsun, içine atıyorsun. ''Boş ver'' diyorsun, ''büyütmeyeyim'' diyorsun, ''zaten geçer'' diyorsun. Ama geçmiyor. Sadece senin içinde kalıyor ve zamanla şunu fark etmiyorsun bile… seni yoran olaylar değil, sustukların oluyor. İçinde biriken her şey büyüyor, sen küçülüyorsun. İnsan sustuğu şeyi unutmaz, sadece taşır. Başta hafif gelir, bir şey olmaz dersin, alışırım dersin. Ama bir bakmışsın omzunda görünmeyen bir yük var; konuşmalarını azaltıyor, bakışlarını değiştiriyor, seni senden alıyor. Şimdi sana soruyorum… kaç kere ''önemli değil'' deyip aslında içinden kırıldın? Kaç kere biri seni görmezden geldi de sen yine de anlamaya çalıştın? Kaç kere susmayı seçtin, çünkü konuşursan kaybedeceğini sandın? İşte ben tam oradaydım. Hep idare eden taraftaydım, hep anlayan, hep toparlayan, hep ''olsun'' diyen. Ama kimse bana şunu sormadı: ''Sen bu hikâyede neredesin?'' Ve en çok orada kayboluyorsun biliyor musun? Herkesi düşünürken, kendini kimsenin düşünmediğini fark ettiğin yerde. Sonra bir insan giriyor hayatına… ya da sen öyle sanıyorsun. Ve diyorsun ki: ''Bu sefer farklı.'' Ama zamanla görüyorsun; bazı insanlar seni tamamlamıyor, sadece eksiltiyor, sadece susturuyor, sadece geri çekiyor. Sen yine de başta anlamıyorsun çünkü sevince insan gerçeği kendine yumuşatıyor. ''Yoğundur'' diyorsun, ''yorulmuştur'' diyorsun, ''beni kırmak istememiştir'' diyorsun. Ama sonra bir gün şunu fark ediyorsun… seni kırmayan kimse yok, sadece sen kırılmayı normalleştirmişsin. Ve işte en ağır gerçek burada geliyor: İnsan en çok bağırdığında değil, en çok sustuğunda kayboluyor. Ve sen sustukça kendinden uzaklaşıyorsun. Bir gün aynaya bakıyorsun ve diyorsun ki: ''Ben ne ara bu hale geldim?'' Cevap çok basit aslında… kendini hep ikinci plana koyduğun gün başladın. Şimdi sana net söylüyorum: Kendini açıklamak zorunda kaldığın yerde durma. Seni anlamayanı anlamaya çalışma. Seni sürekli susturanın yanında kendini küçültme. Çünkü, sen sustuğun her şeyde biraz daha eksiliyorsun. Ve en sonunda geriye sadece şu kalıyor: ''Ben çok şey taşıdım ama kimse görmedi.'' Görmeyecekler. Sen kendini görmezsen, kimse görmez. İnsan en çok sustuğu yerden kırılır… ve en çok da orada kendini kaybeder. ÖLDÜRECEĞİN ÇİÇEĞE DOKUNMA ''İnsan, en çok sevildiğini sandığı ellerde solup gider.'' Bir çiçek düşün… O çiçek sensin. Elindeki bir bardak suyu da kendi gücün, sabrın, huzurun ve sevgin olarak düşün. Hayatın boyunca herkes o bardaktan bir yudum ister. Kimi derdini anlatır, kimi omzuna yaslanır, kimi senden zaman ister, kimi anlayış… Sen de iyi biri olmak için verirsin. Biraz sabrından, biraz sevginden, biraz uykundan, biraz da kendinden. İlk başta eksildiğini fark etmezsin. ''Bir bardaktan ne gider ki?'' dersin. Sonra biri daha gelir. Biraz daha alır. Ardından bir başkası… Derken sen herkesi ayakta tutmaya çalışırken, kendi bardağının dibini görmeye başlarsın. Ama yine de durmazsın. Çünkü seni güçlü sanırlar, seni hep veren taraf olarak bilirler. Sen de buna alışırsın. İşte insanın en sessiz tükenişi burada başlar. Kimse senin ne kadar yorulduğunu sormaz. Çünkü sen hep iyi görünmüşsündür. Kimse senin de bir gün suya ihtiyaç duyacağını düşünmez. Çünkü sen yıllarca başkalarının susuzluğunu gidermişsindir. Ama unutulan bir şey vardır: Boş bir bardak, kimsenin susuzluğunu gideremez. Ve susuz kalan bir çiçek, ne kadar güzel olursa olsun, bir gün başını eğmek zorunda kalır. Hayatta en çok hata yaptığım dönemlerden biri buydu. Herkesi kurtarmaya çalışıyordum ama kendimi kurtarmayı unutmuştum. Herkes için koşuyordum ama kendi yolumda yürümeyi bırakmıştım. Başkalarının yükünü hafifletirken, kendi omuzlarımın çöktüğünü fark etmedim. Bir gün aynaya baktım. Yor…