18. Bölüm
Yazar: Fatma Kilbas

18. BÖLÜM Gün yavaşça geçerken birazda olsa dinlenmiş olmak iyi geldi. Ama dışarısı hala sıcaktı. Geçen sene bir yerde çalıştığım için denize giremedim. Bu sene de kafe ve açtığım için giremedim. Her gün kalabalıklaşan burası için kafede oturacak yer bulamıyoruz. İstediğim buydu. Ancak kendime zaman ayıramıyorum. Kışın ise sinek avlarız. Şimdi şikayet etmenin anlamı yok. Aslında birde şu yönden bakarsak arkadaşlarımın işi yazın boş oluyor. Ben ise yazın fazla mesai yapıyorum. Gelecek ay daha yoğun geçecek. Hatta gece bir iki gibi ancak kapatma imkanı olacak. Kızlarla vakit geçiremedim. Onların dertlerini de yanında olamadım. Birde kendimden onları görmem olanaksız oldu. Okuldayken akşamları toplanır konuşurduk. Zamanla işlerimizi ele alalı haftada sonra ayda bire döndü. Vakit kalmıyor. Benim sabahın köründe gelip akşamın karanlığında eve dönüyorum. Ayaklarım, belim ağrıdan uyutmuyor. Aradan geçen birkaç saatin sonunda gelen kızlar ayaklandı. Bir ara gitmeyecekler sandım. Herhalde cafeyi üzerine yapmayı bile düşündüm. Market çalışanları siparişlerini gelip aldılar. Ondan sonra gelenler gitti. Kasaya geldiklerinde bende yerimi aldım. Serra gülümseyerek “Ellerine sağlık çok güzeldi.” “Afiyet olsun” dedim. Bilgisayardan hesapları yaparken “Ne kadar?” Soğuk bir şekilde sordu Meral. “bin yüz tutuyor” dedim onlara döndüm. Bunlar hep zengindi. Paraları ile Az aşağılanmadım bunlar yüzünden “Ellerin lezzetli beğendim” diyen ise serra idi. Kocaman açıldı gözlerim. Kız bir şeyler oldu. Yoksa ölümü mü yakın bunun? Bak sen şu kıza burnundan kıl aldırmayan kız gitmiş bana övgü düzüyor. Hayret “Afiyet olsun” dedim karttan çektim “Kolay gelsin bir ara kahve içelim züleyha” burada zaten kahve satıyorum. “Müsait olursam neden olmasın” hiç sanmıyorum. Ben arkadaşım ile iki kelime edecek zaman bulamıyorum. Birde onunla sohbet edeceğim hiç sanmıyorum. Gittiler. Bu kız neden böyle davranıyor? Hiç kendi değil. Nehir elinde kirlileri ve çöpleri topladığı tepsi ile yanımda durdu. Gözleri kapıdan çıkıp dükkanın önüne park ettikleri arabalarına binen iki kadındaydı. Nehir artık alıştı artık zorlanmıyor. Ama tek sorun nehir hanım ben yemek ye demesem yemiyor. Onada çözüm bulacağım. Neden diyorum? Ben alışkın değilim diyor. Üvey babası yemek zamanı yemek artarsa onun yemesine izin verirmiş. Yoksa ayrı mutfakta kuru ekmeği yermiş. Çok üzüldüm. Ama burası benim ve o da kimseden çekinmeden doyana kadar yiyecek. “Züzü” seslenen nehir ile onları düşünmeyi bırakıp ona döndüm. “Abinden mi hoşlanıyor?” aslında soru değil emin olmak istiyor gibiydi. Ki ben bu kızların ciğerini bilirim. “Sanmam” dedim kendimden emin çıkan sesimle “Nasıl eminsin?” Bakışlarında kırılmalar vardı. Hüzün mü? Kaybetmeyi kabul ediş mi? Ama bunların hiçbiri olmayacak. Abim ile mutlu olacaktı. Abimi tanıyorum. Sonuçta bunca yıllık abim bir zahmet tanıyayım. Hayatına bugüne kadar kimseyi almadı. Varmış bir bildiği “Şimdi ilk abimi soruyor. Ama bu kız abimden hiç haz etmezdi” gözlerindeki hüzün küçük küçük kırıldı. Gülümsedim. “Yani?” Daha açık konuş. Daha fazla ayrıntı ver demekti onun lügatında “Sen içini ferah tut” utandı. Başkası olsa bu kadar belki utanmaz. Ama nehir herkesten çok farklı “Öyle bir şey yok” gülüşüm büyüdü. Yok biliyorum! Yalan “Nehir erken ama gördüm ben abimin gözlerinde, onun yüzü şu an gülüyor. Sebebide sensin” “Ya gerçekten mi?” “Evet, cebindeki parada, yüzündeki güzellikte o kalpte yerin yoksa hiç bir anlamı ve önemi yok. Sen olduğun gibi olduktan sonra olan olur, su yolunu bulur. Senin kalbin o arabadan daha pahalı” az önce giden son model arabanın ardından bakışlarında gördüğümü bakışlarımla anlattım. O da isterdi zenginlik içinde olmayı. Ancak doğduğu aile buna müsait değildi. Biz nehir ile abim hakkında konuşurken Bu sefer açılan kapıdan içeri abim girdi. Bende nerde kaldı diye düşünüyorum. Akşama kadar bekleyeceğini biliyordum. Abim sabırsız bir adamdı. Babam az da olsa biliyordu. Abim yeni öğrenince meraktan çatladı. Evet, şimdi her şeye hazırlıklı ol. En önce…