16. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

17. BÖLÜM × TUĞRUL KABATAŞ Yıllar birbiri ardına gçmiş. Zaman su misali akıp yolunu bulmuştu. Bir zamanların küçük çocukları şimdi birer genç adam, genç kıza döüşmüş. Kimi evlenmiş kimi de iş güç sahibi olmuştu. Küçük mahallede büyüyen bir genç adam yıllar sonra içindekilere daha fazla söz geçiremeyip yolu geri doğup büyüdüğü bu mahalleye üşmüştü. Genç adam yıllar önce terk ettiği ya da gitmek zorunda kaldığı yere doğduğu mahalleye geri gelmişti. Babazı gideceğiz demiş gitmişlerdi. Dönmüştü ancak bu sefer tek başınaydı. Ailesi daha işlerini halletmemiş ancak genç adam aldığı iş teklifiyle birlikte geri dönmüştü. Asıl amacı o adamlar sayesinde erken gelmekti. Böylece istediğini elde etmiş bir valizle kalkıp gelmişti. Eğer babasının işlerini halletmesini beklese neredeyse altı ay gibi bir zaman daha sabretmesi gerekti. O kadar sabrı kalmamış bıçak kemiğe dayanmıçtı. Mahallede otel yapmak için gelen bir iş adamının avukatlığını yapacaktı. Bunu duyduğunda gözünde çocukluğu canlandı. Asıl amacı o otelin asla yapılmamasıydı. Eğer otel yapılırsa mahallenin doğası bozulacak. Ormanlar katledilecekti. Hele de otel yapmak için seçtikleri yer ise çocukluğunda oyun oynadığı, yazın sıcakta denize girdiği yer olmasıydı. Bilerek o adamların radarına girmişti. Başkası olsa şimdiye çoktan o otel yapılır. Mahalledeki insanlar zarar görürdü. Bu güne kadar ancak oyalayabilmişti. Adamların arkaları sağlamdı. Adamların amacını anlaması an meselesiydi. Ama umurunda değildi. Sonuçda erken gelmiş oldu. Arabasını eski evlerinin şimdi ise babasının ona verdiği evin önüne durdurdu. Mahalleye adım attığında gözü diğer evlerden önce ilk o eve takıldı. Hiç değişmemişti. Dudakları kıvrıldı. İki katlı evin camlarının kenarında çiçekler, mis gibi tüm mahalleyi kokutmuştu. Aklına küçükken el ele tutuşarak okula gittikleri anılar belirdi. Camdan cama konuştukları anılarla gülümsemesi tüm yüzünü kapladı. Başını kaldırıp küçükken odasının karşısındaki odaya baktı. Hala eski perdeler vardı camda. Acaba değişmiş mi diye düşündü. Hala daha çok güzel misin? Kimin kalbinde yer edindinkendine? Ya da edindin mi bir kalbi mesken? İçind büyüyyen kıskançlığın zehri damarlarında dolaşmaya başladı. "Beni unuttun mu gül güzeli?" diye mırıldandı. Gözünde evin kapısı açılıp uçuş uçuş elbisesi ile sokağa fırlayan uzun saçları omuzlarından beline döküldü. kocaman gözlerinde gülücükler saçan kız çıktı. Julaklarında küçük kızın annesinin endişeli sesi tekrar etti. “Kızım yavaş koş, kaçmıyor ya oyun” diye sitem etsede küçük kızın yüzündeki gülümseme değişmedi. “Ya anne” diyerek koşup sokağın sonunda gözden kayboldu. Bir kaç dakika izlediği evden kimseye görünmeden geldiği yoldan ayrıldı mahalleden. İçinde anlam veremediği duygular hezeyan yaratırken içinde kalbinin derinliklerinde bir korku belirdi. Adımlarının yönü belliydi. Kahvehaneden bilgi alacaktı. Hala burada yaşıyor mu yoksa başka bir yere taşındılar mı merak ediyordu. “Efendim anne” karşıdan ses gelmeyince kulağından çekip tekrar aktı. annesiydi. “Vardın mı oğlum” diyen kadın ile genç adam “anne dün geldim şimdi de mahalleye geldim” diye açıkladı. Annesi pimpirikli bir kadındı. Her an evlatlarından haberdar olmak isterdi. “İy iyi nasıl kenan amcanlar gitmişler mi?” Genç adam annesinin iki gündür ağzından düşürmediği soruyla göz devirdi. “Bilmiyorum anne evde birileri yaşıyor ama onlar mı bilmem” annesi iç çekip “öğren valla en yakın arkadaşım o evde değilse ben varmam oraya” durdu. “Öğren haber ver” genç adam annesinin bu sabırsız huyunu bildiğinden “tamam anne bunun için aradıysan birazdan kahveye uğrar bir ağır arar sonrada sana haber veririm” annesinin sesi canlı geldi. “Tamam hadi o zaman ben seni tutmayayım. Çabuk öğren” genç adamın bir şey demesine izin vermeden telefonu kapattı. Camdan belli olan eski perde hala var desede içindeki karmaşayı susturması gerekti. Kahveden içeri girdi. Kiminle karşılaşacağını bilmeden. Bir yere oturdu. Bir demli çay söyledi. O kahve insanıydı. Burada aradığı kahve yoktu. Mecbur demli içe…