13. BÖLÜM
Yazar: Fatma Kilbas

BÖLÜM × 14. BÖLÜM “Niye geldin” “Günüm güzel geçsin diye” “Başka yerde geçmiyor mu?” Cıkladı. “Sen yoksan evet” “Ya” diye erimiş bir sesle konuşan nile ters ters bakıp kollarımı göğsümde topladım. Ağzım açık onları izledim. “Ben öyle demedim” “Az daha kalpten gidiyordu” diye. İse melekti. Adamın gittiği andan beridir bir saniye bile durmadan aramızdaki konuşmayı kendi aralarında dalga konusu etmişlerdi. Olacak gibi değildi. Nil abartılı bir şekilde “O enişte koşmadı uçtu” diye konuştu. Tamam kabul bu aralar fazla yüksekten uçuyor. Ya benim hızlanan kalbim ve kızaran yüzüme ne demeli sanki onun benimle böyle konuşmasını bekler gibi bir heyecanla onu beklemem bu iş hiç olacak yere gitmiyor. Yalnız enişte lafına bir şey demedin Melek kahkaha atarak “Hemde ne uçmak tek fark kanadı yok” gözlerimi devirdim Bitmiyor ya kollarımı çözüp ellerimi teslim olur gibi yukarı kaldırıp “Devam edin o zaman ama dışarıda benim işim var” melek koluma girip sırıtarak “O zaman tadı olmaz” nefesimi tutup sakın kalmayı denedim. “Nefes al züzü” Gülün siz ben sizide gireceğim “Birazdan sende nefes alamayacaksınız” dedim. “Üf ne ne” diyerek surat astı melek. Bunların diline düşenin vay haline az önce surat asan o değildi sanki su surata bak. Kolundan kurtulup ondan bir adım geri gittiğimde ikisi de gülüyordu. Giden adamın ardından susmayan kızların çenesinden kurtulmak kolay olmamıştı. Hala daha kıpırdayıp duruyorlar. “Ömer abi ne yapıyor?” Pat diye sorduğum soruyla melek donup kaldı. Şimdi eğlenme sırası bende. Yüzü kızarırken melek “ sen kendine bak. Konuyu değiştirme” iyi bir şey demedik be. Anladım ki konu benden dönmeyecek. Kaç kızım kaç bunlarin dili durmaz. Onlardan kaçmak için astığım yüzümle “tatlı yapacağım” diyerek mutfağa girdim. Dost bildiklerim arkamdan hunharca gülüyor. Hızlı hızlı nefesler alıp elimi kalbime koydum. Gözlerimi kapatıp sakinleşmek isterken “ abla ne oldu?” Diyen yiğit ile yerimde korkuyla sıçradım. Allah deyip gözlerimi açtığımda ise yiğit üzerinde pembe önlük, elinde yumurta üzerinde ise unla bana bakıyordu. Gülmekle ağlamak arasında ince bir çizgi vardı. Kendime gelmek için boğazımı temizledim. “ Şey” dedim. Hava da tuttuğu elindeki yumurta ile şokla karışık merakla hala bana bakan kardeşime “ sen ne yapıyorsun burada” yiğit kıstığı gözleriyle elindeki yumurtayı kırdı. Çırpmak için eline aldığı çırpma teli ile kırdığı yumurtayı çırpmaya başladı. “ e abla dedin ya git kek yap diye onu hazırlıyorum” ben mi? Yo ben öyle bir şey demedim ki, ne zaman dedim acaba? Etrafıma bakıp ne yapacağımı bilemedim. Bunu ne zaman dediğimi düşünmeyi bıraktım. Yapsın Başımı kaşıyıp kesin kızlar rahat rahat konuşalım diye gönderdi. “ım sen yap o zaman eee ben fırına bakayım” arkamı dönüp mutfaktan çıktım. Yiğit “tamam ne dedim de heyecan yaptın” diye söylendi. Panikle mutfaktan çıktığımda arkamdan “abla fırın burda ya” ne? Of her şey birbirine girdi. karşımda görmeyi beklediğim kişi kesinlikle abim değildi. Zaten sabah da kahvaltı görüşmemiştik. Sahi abim sabah neredeydi? “Abi?” Soru dolu suratla yüzüne baktım. Abim üzerine giydiği beyaz tişört siyah kot pantolon ile çok yakışıklıydı. Saçlarını yapmıştı. Normalde yataktan kalkıp özenmeden çıkardı. Şimdi ise saçlarını yapmıştı. “Züzü” gözleri benim üzerimde hiç durmadan kafenin içini dalan ederken kaşları çatıldı “Ne işin var?” Neden geldiğini bilmediğimden değil itiraf etmesini bekledim “Gideyim mi?” Ama hiç gidecek gibi durmuyordu. Aradığını henüz bulunamadı. “Yok ondan değil de” saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp ona baktım. “O zaman?” Başka sinirlenmişti. “Şaşırdım” “Şaşırma abim” kolunu omzuma koyup benimle birlikte kendi de ilerlerken “ yok mu?” Kaşlarım havalandı “kim?” durup bana sanki anlamadın bakışı atatak “Züzü sanki bilmiyorsun” biliyorum. Hemde çok iyi biliyorum. Duymak ayrı bilmek ayrı demişler “Abi” “Sus züzü sus da bana yiyecek bir şeyler getir açlık başıma vurdu” O açlık değildir başka bir şey olmasın. Abim sandalyeyi çekip oturdu. “Ne istersin abi?” Abim elinin birini masa…