5. Bölüm: Yabancı
Yazar: Şevval Nur Aydın

Kötü işler gömülse de yerin dibine Çıkar bir gün insanların gözü önüne (William Shakespeare) ------- Zihnimde durmadan bunun daha başlangıç olduğu gerçeği yankılanıp duruyordu. Biri savcının cesedi üzerinden sadece Storonniki lideri Alihan Sancaktar’a gözdağı vermeye çalışmıyordu. Aynı zamanda kanlı eseriyle tüm ailemin tehlikede olduğunu, bunun bir benzerinin yakın zamanda bizden birinin başına geleceğini açıkça göstermeye çalışıyordu. Başımı Alihan’ın göğsünden kaldırmış kapıya asılı bir halde duran cansız bedene bakmıştım. Alihan her ne kadar bu korkunç görüntüye daha fazla maruz kalmamı istemese de ben çoktan ilk şoku atlatır atlatmaz onun kollarından sıyrılmıştım. Savcının cansız bedeninin tam karşısında durdum. Boynuna asılmış pankartta, ağır şiddete maruz kaldığını belli eden yüzündeki kan lekelerinde, çürüklerde ve de artık olmayan sağ elinde gezindi gözlerim. Alihan, “İçeri gir Marin,” dedi yanıma gelip. Onu duymazdan geldim. Savcı Kalender Soykan’ın kırık kemiklerinden dolayı neredeyse ters duran uzuvlarına bakmayı sürdürdüm. Bir gün onun hak ettiğini yaşamasını hep çok istemiştim ama bu şekilde bir sonunun olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aylarca onun gölgesi gibi yaşamak zorunda kaldıktan sonra onun güneşe hasret, yaptıklarının bedelini ölene dek her gün çekmesini istemiştim. Şimdi ise onun kırılmadık kemiği kalmayıncaya kadar işkenceye maruz kaldığı cansız bedenine bakıyordum. İçimin ürperdiğini hissettiğim o anda Alihan sözlerinin havada kaldığını anlamış, beni içeri götürme görevini kendince üstlenmişti. Kolunu belime doladı. Bedenimi aksi yöne, kapıya yönelttikten sonra beni eve doğru götürmeye başladı. Kaskatı kesilen bacaklarım yüzünden ayaklarımı adeta zeminde sürümüştüm. Alihan’ın desteğiyle eve geçtim. Beni salondaki koltuğa oturtuşu, yanıma oturup kendime gelmemi bekleyişi hülya gibiydi. “Marin,” dedi yumuşak bir ses tonuyla. Cevap vermeyince, “Marin’im,” dedi. Başımı çevirip ona baktım. Gerçek dünyaya dönüşüm onunla oldu. Yeniden kopuşum ise gözümde canlanan cansız bedenle… “Seni merak edip aşağıya inmeseydim bana gerçeği söylemeyecektin,” dedim hayal kırıklığıyla. “Elbette ki söyleyecektim. Ben senden hiçbir şey saklamam.” Sinirden ayağa fırladım. “Hayır, saklarsın Alihan. Beni korkutmamak için, kalbimin bir kez daha durma ihtimalini düşündüğünden benden her şeyi saklarsın. Sakladın da!” Salonun ortasında volta atmaya başladığım sırada Tatiana çıkageldi. “Roza’yı uyuttum ama bağırışınızla uyanması yakındır,” dedi Tatiana. Sinirimden ne Tatiana’ya ne de sonradan gelen Dmitry ile Sergey’e karşı tek kelime edemedim. Öfkem dilimi bağlamıştı sanki. Alihan ise benim tutulan dilimin aksine, “Ben zaten sana gerçeği anlatacaktım Marin. Sadece bu şekilde öğrenmeni istemedim,” diyerek kendini açıklamaya çalışıyordu. Tüm sinirime rağmen ona baktım. Ayağa kalkmış aramızdaki mesafeyi milim milim kapatıyordu Alihan Sancaktar. “Bana inan,” dedi sessizce. Normalde onunla göz göze gelmem bile tüm sinirimi alıp götürmeye yeterdi ama şimdi ailemin tehlikede olduğu düşüncesi içimdeki öfkeyi onun bastırmasına bile izin vermiyordu. Gerginlikten sağ ayağımla yerde asabi bir ritim tutturdum. Her şeyden bir haber olan Tatiana ise ortamdaki belirsizliğe daha fazla tahammül edememiş, “Hemen neler olduğunu bana da anlatıyorsunuz. Aksi bir durumda ortalığı ayağa kaldırırım,” demişti kocasına attığı keskin bakışın üzerine. “Biri Tanya’ya durumu açıklayabilir mi? Benim buna cesaretim yok,” dedi Sergey yutkunarak. Tatiana’nın yeşilleri Sergey’i bile ürkütmüştü. Kimseden ses çıkmayınca olaya ben dahil oldum. “Ya siçás vsyo tebye raskajú, Tanya,” (Ben sana şimdi her şeyi anlatacağım Tanya) diyerek başladım sözlerime. Sonrası içimdeki dizginlemekte zorlandığım öfkemle beraber kendiliğinden geldi. “Yesli bı ya tólko şto iz lyubopıtstva ne spustílas vniz, nikto bı ne patrudílsya skazát nam právdu, Tanya. Tyéla prokuróra prikaváli tsepyú k náşey vhodnóy dvéri s plakatom-ugrózoy, no, akazıvayetsya, glávnoye — ştobı mı ne boyális! Nasha semyá…