Kehribar Çiçeği

4. Bölüm: Bu Daha Başlangıç

Yazar:

Kehribar Çiçeği – Şevval Nur Aydın kitap kapağı
Kehribar Çiçeği – Şevval Nur Aydın kitap kapağı

“Seni anlatabilsem seni… Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini…” (Ahmed Arif) ------- Bazı hayatlar vardır, denizde savrulur. Bazı insanlar vardır, hiç tanışılmasa da yuva olur. Bazı karşılaşmalar vardır, kader olur. Bazı kalpler vardır, içleri fedakarlıkla doludur. Bir de bazı kimseler vardır, kimsesizlerin kimsesi olduğundan habersiz… Benim denizde savrulan hayatım da doğduğum toprakları ardımda bırakıp beni bambaşka bir ülkenin kollarına bırakmıştı. Kadim bir şehirde küçük bir çocuğun elinden tuttuktan sonrası olmayan hatıralarım Çet’in günlüğünde yazan son sayfayla birlikte gördüğüm ölüm düşünde kendini göstermişti. Dünyanın yükünün bindiği göz kapaklarımı açmaya çalıştım. Işığa alışmam ve de gözlerimi açık tutmam bir hayli zamanımı alsa da bunu başardım. O haldeyken duyduğum ilk ses de Dmitry’e aitti. “Gözlerini açtı,” dedi Dmitry heyecanla. “Karalyóva (Kraliçe) uyandı,” dedi Sergey adeta şükreder gibi. Gözlerimi ışıktan ayıramadım. Beyaz floresan ışık gözlerimi alsa da bir süre ışığa bakmayı sürdürdüm. Kirpiklerim titreşti. Ayak ucuma doğru baktığımda Tatiana, Dmitry ve Sergey’in sevinçle birbirlerine sarıldıklarını gördüm. Parmaklarımı saran parmakların farkına vardığımdaysa yanı başımdaki adama, beni ölümden döndüren aşkıma baktım. Dilim tutulmuş gibi tek kelime edemedim ilk başta. O ise parmaklarıyla sardığı parmaklarıma heyecanla küçük öpücükler bırakmaya başlamıştı. “Marin,” dedi Alihan bana kavuşmuş olmanın mutluluğuyla. Alihan’ın kan çanağına dönen mavi gözlerine baktım. Bana bir şey olmasının ihtimali bile onu yerle bir etmişti. Elimi saran parmaklarının titreyişi onun bir hayal olmadığını ve de artık özgür olduğu gerçeğini bana bir kez daha gösterdi. Dudaklarımdan küçük bir hıçkırık çıktı. Gözlerimden akan iki damla yaşla panik oldu Alihan Sancaktar. “Ağlamak yok. Ağlamak yok. Senin tek damla yaşına ölürüm kehribar çiçeği,” dedi Alihan. Gözlerimden akan yaşları sildi şefkatli dokunuşu. Alnıma uzun ve soluksuz bir buse bıraktı. Elimi bırakmadığı gibi gözünü gözümden bir an olsun ayırmadı. Sadece, “Sergey, doktoru çağır hemen,” dedi. Bunun üzerine ağzı kulaklarına varan Sergey’in odadan çıkışını izledim. Sergey’in odadan çıkmasıyla Tatiana’nın, “Bizi bırakmadın,” demesi bir oldu. Yeşil gözleri yaşlarla parlıyordu. O an Alihan gibi, “Ben ailemi bırakmam. Bunun için söz verdim,” demekten kendimi alamadım. Sesimi yeniden duyunca Alihan için tüm dünya onun olmuştu. Dudaklarında uzun zamandan sonra ilk kez sıcak bir gülüş belirdi. Dmitry, “Sen bizi hiçbir zaman bırakmadın ki sadece araya mesafe girdi,” dedi konteynerden kaçtığımız o geceye küçük bir atıfta bulunarak. O geceyi anımsamak bir yana ölüm uykumda o geceyi görmüş olmanın acısıyla kasıldı kalbim. Tam da o sırada odanın kapısı açıldı. İçeriye giren sadece Sergey ile doktor olmadı. Bebeğimi de getirmişlerdi. Bana doğru getirilen bebeğimin heyecanıyla yerimden doğrulmak istedim ama Alihan buna izin vermedi. “Kalkma. Kızımızı ben sana gösteririm,” dedi Alihan. Onun bebeğimizi kollarına alışını izledim. Bana doğru yaklaştı. Alihan’ın bebeğimizin yüzünü dikkatli bir şekilde kucağında pozisyonunu değiştirerek bana göstermesiyle nefesimin kesildiğini hissettim. Hayatım boyunca böylesine güzel bir şey görmemiştim. “Roza,” dedim hayranlıkla bebeğime bakarken. Alihan’ın kızımızı göğsüme yatırmasıyla parmaklarım onun küçük bedenini kavradı. Kokusunu çektim içime. Cennette açan bir gül gibi kokuyordu. Öyle güzeldi ki insan istemsiz bir şekilde ona çekiliyordu. Saatlerce ona baksam bile asla sıkılmazdım. Kucağımdaki tüy hafifliğindeki bebeğimin başına küçük bir buse bırakıp huzurla soluklandım. Alihan, “Sana benziyor,” dedi ikimize de hayranlık dolu bir ifadeyle bakarken. Ona baktım. Dudaklarımda uzun zaman sonra ilk kez mutluluğun gülüşü belirdi. Tatiana, “İşte şimdi ailemiz tamamlandı,” dedi dolu gözlerle. Bir elimle bebeğimi diğer elimle de uzanıp onun elini tuttum. Tatiana’yı kendime doğru çektim. “Onu kucağına almak ister misin?” diye sordum. Yeş…

Bölümün tamamını WritePad'de oku