9. Bölüm: İlk Darbe
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Bazen en güvenli sandığın kişi en tehlikelisidir.” (Franz Kafka) ------- “Burada ne yapıyorsun savcının kızı?” “Kütüphaneyi geziyordum.” Alihan’ın mavi gözlerine diktim gözlerimi. Kitabı o beni görmeden hemen önce içine tıktığım kağıtlarla birlikte rafa geri bırakabildiğim için bundan sonra tek yapmam gereken şey onu kuşkulandırmamaktı. Olabildiğince rahat görünmeye çalışarak, “Burada sadece Rusça kitaplar mı var?” diye sordum. Alihan kütüphanenin diğer tarafına çevirdi başını. “Beni takip et,” dedi bir yandan kütüphanenin sol tarafına dizilmiş rafları aşarak. Onu takip ettim. Ayağımdaki topuklunun sesi sessizliği delip geçiyordu. Alihan’ın hemen arkasında onun peşinden gidiyordum. Yalandan bir kitap alıp kütüphaneyi onunla birlikte terk edecek, akşam herkes uykuya dalınca da kitabın içine sakladığım kağıtları bir başkasının bulma ihtimaline karşılık yok etmekti niyetim. Alihan’ın bana başka soru sormamasına bakılırsa da ortada herhangi bir sorun yoktu. “Türkçe kitaplar kütüphanenin bu kısmında,” dedi Alihan. Raftaki kitaplara yalandan bir göz gezdirdim. Kararsız görünmek adına bir tanesini alıp arka kapak yazısını okuduktan sonra rafa geri bıraktım. Parmaklarım raftaki kitapların sırtına dokundu. Her birinin sırtında tek tek gezinen parmaklarımın Alihan’ın parmaklarına dokunabileceğini hiç düşünmemiştim. Onun da diğer taraftan benimle aynı şeyi yaparken parmaklarımızın tam ortada buluştuğunu o an fark ettim. Göz göze geldik. Onun mavinin belki de en güzel tonuna sahip olan gözlerinin benimkilere olan bakışı o kadar farklıydı ki yanlış bir şey yaptığımı hissettim. Bir yasağı delmişim gibi baktı. Sonra da benim parmaklarıma değil de sıcak bir cisme temas etmiş gibi elini birden geri çekti. Sinir bozukluğuyla gözlerini kaçırmış, “Buradan istediğini alabilirsin,” demişti. Onun beni rafların arasında bir başıma bırakıp gidebileceğini hiç düşünmedim. Bunun sebebinin aniden gelişen küçük temasımızla bir ilgisi olabilir miydi? Alihan Sancaktar’ın bundan dolayı çekip gideceğini sanmıyordum. Yukarı çıktığımda elimde bir kitap olması gerektiğini hissettiğimden raftan adına bile bakmadan gelişi güzel bir kitap seçip aldım elime. Kitabın kapağına bakma tenezzülünde bile bulunmadım. Kütüphaneden çıktım. Merdivenlere yöneldiğim sırada yine aynı kapıya takıldı gözüm: Ardında arabanın saklı olduğu kapı. “Çet,” diye fısıldadım kendi kendime. Babam yerine koyduğum adamın ihanetiyle bir kez daha sarsılmak ağır geldi. Merdiven basamaklarını tırmandım birer birer. Salona baktığımda ortada kimseciklerin olmadığını gördüm. Herkes birden nereye gitmiş olabilirdi? “Herkes nerede?” diye sordum evdeki çalışanlardan birine. “Tatiana Hanım diğerleri ile birlikte otele geçti. Alihan Bey de az önce odasına çıktı. Uyuyacağını ve rahatsız edilmek istemediğini söyledi Marin Hanım.” “Alihan Bey bu saatte mi uyuyor?” diye sordum alayla. “Alihan Bey geceleri uyumaz.” Başımı hafifçe sallamakla yetindim. Alihan Sancaktar’ın uyku düzeni şu an en son düşüneceğim şeydi. Benim asıl meselem o kağıtları biri görmeden önce imha etmekti. Alihan Sancaktar’ın geceleri uyumadığını düşününce bunu şimdi yapmaktan başka bir çarem olmadığı kesindi. Çalışan genç kadının yanımdan ayrılmasıyla tekrar aşağıya indim. Kütüphaneye girer girmez kitabı bulup arasındaki kağıtları elimdeki diğer kitabın arasına sıkıştırdım. Sonra da odama çıktım. Odama girer girmez yaptığım ilk şey kitabın arasındaki kağıtları olabildiğince küçük parçalara ayırıp ebeveyn banyosundaki çöpe atmak oldu. Kanıtlardan kurtulmuş olmanın verdiği rahatlamayla yatağın ucuna oturdum. Tam o sırada biri kapımı tıklattı. Yatağın üzerindeki kitabı elime alıp yerime iyice yerleştim. Kitabın ilk sayfasını açıp, “Gir,” dedim kapıya doğru. Kapı açıldığı an Alihan ile göz göze geldim. Sanki kitap okumaya dalmışım gibi bir edayla onun içeriye girişini izledim. “Sen uyumuyor muydun?” diye sordum kitabı komodinin üzerine bıraktığım sırada. “Uyku tutmadı,” dedi Alihan. Yorgunluğu gözlerinden okunuyordu. Mavi gözlerini kuşatmıştı…