Kehribar Çiçeği

8. Bölüm: Üç Yıl

Yazar:

Kehribar Çiçeği - Şevval Nur Aydın kitap kapağı
Kehribar Çiçeği kitap kapağı

“Bir kadın öfkesini yitirmediği sürece onu durdurmak mümkün değildir.” (Emily Bronte) ------- Hastanede tamı tamına bir ay iki gün geçirdim. Ağrıdan uyuyamadığım, acıdan kıvrandığım her anımda yanımda o durdu. Beni her seferinde o buzlu suyun altında kollarında uyutmaya çalıştı. Parmaklarını sımsıkı kenetledi parmaklarıma. Mavi gözlerindeki endişeyi kaskatı kalbinde saklamaya çalıştı. Bir gece bile yanımdan ayrılmadı. Günlerce uykusuz bir şekilde başımda bekledi. Düşmanım dediğim adam bana içinde sakladığı merhameti gösterdi. Artık onun hakkında ne düşüneceğimi bilmiyordum. Bir yanım belki babası gibi değildir diyor, diğer yanımsa onun Storonniki denilen örgütün başında olduğu gerçeğini sert bir şekilde yüzüme çarpıyordu. Ne onun hakkında ne düşüneceğimi ne de tüm bu olanlardan sonra hangi kanıya varacağımı biliyordum. Her şey bir anda birbirine girmişti. Çet’in kötülüklerine bir yenisi daha eklenmekle kalmamış onun bunca yıl beni ilaç sandığım haplarla günbegün öldürmesine karşın onun biricik oğlu, düşmanım dediğim adam ise onun bende yaratmış olduğu tahribatı onarabilmek umuduyla yanımda beklemişti. Şimdi ne yapmalıyım? İnanmam gereken şey hangisi bilmiyorum. Günlüğümün son cümlesini de yazıp komodine bıraktım. Elimdeki dolma kaleme baktıkça içime sıkıntının çöktüğünü hissediyordum. Bu kalem sadece babamı değil bana o lanet geceyi de anımsatıyordu: Çet’i kaybettiğim geceyi. Bir insan nasıl olur da aynı anda iki duyguyu da yoğun bir şekilde hissedebilir bilmiyorum ama ben aynı anda hem nefreti hem de onun kaybına karşı duyduğum derin üzüntüyü eş zamanlı olarak hissedebiliyordum. En çok da bu yakıyordu canımı: Nefret etmem gereken adam için hala aynı acıyı çekiyor olmak. Elimdeki dolma kaleme son bir kez baktım. Sonra da kalemin kapağını kapatır kapatmaz onu da günlüğümün yanına çekmeceye bıraktım. Tam yatağımdan kalkıp aşağıya ineceğim sırada odamın kapısını tıklattı biri. Başını kapının aralığından içeriye doğru uzatan kişi Tatiana’ydı. “Müsait miydin?” diye sordu Tatiana. “Müsaitim gel.” Tatiana içeri girip usulca kapıyı örttü. Hastaneden döndüğümden beri başta Alihan olmak üzere diğer yandaşlar da bana karşı ekstra özen gösteriyor, beni gözlerinin önlerinden bir an olsun ayırmamaya da ayrıca dikkat ediyorlardı. “Nasılsın?” diye sordu Tatiana. Soğuk tavrı nispeten değişmişti. Bunun sebebinin yanlarındaki varlığıma alışmasından ziyade başıma gelenler olduğunu bildiğimden, “Ben iyiyim de sen buraya beni kontrol etmek için gelmiş olamazsın herhalde,” dedim. Tatiana başını dik tuttu. Düz bir çizgi halindeki dudaklarını bir an önce aralayıp asıl konuya gelmesini beklemiştim ki bakışlarını kaçırdı. Artık bana değil, odada gözüne takılan ilk nesneye bakıyordu. “Bugün gelinlik bakmaya gideceğim. Düğünden önce gelinliğimi Dmitry’nin görmesini istemediğim için onunla gidemiyorum. Belki sen gelmek istersin diye düşündüm,” dedi Tatiana yarım ağızla. “Gelirim,” dedim bir an bile düşünmeden. Hastanede geçen onca zamandan sonra bir de evde tıkılıp kalmak istemiyordum. Tatiana ile birbirimizi tanımamakla birlikte henüz onlarla yaşama durumuna tamamen adapte olamamış olsam da onunla birlikte gelinlik bakma fikri oldukça cazip gelmişti. “O halde seni kapıda bekliyorum,” dedi Tatiana. Onun odamdan çıkışını izledim. Yataktan kalkıp hazırlandım. Saçlarımı arkaya doğru atıp aynadan son bir kez kendime baktım. Hastane serüvenimden sonraki halime bakınca yavaş yavaş toparlanmaya başladığım kesindi. İç organlarımdaki tahribat biraz da olsa tedaviyle onarılmaya başlamıştı. Bu bile beni umutlandırmaya yetmişti. Aynadaki yansımamı arkamda bıraktım. Odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. Aşağıya indiğim sırada Tatiana’nın kapının ağzında beni beklediğini gördüm. Gözü telefonundaydı. Birine mesaj çektiği ekranda gezinen parmaklarından net bir şekilde belli oluyordu. “Ben hazırım,” dedim dikkatini çekmek için. Parlak yeşil gözleri beni buldu. Telefonunu çantasına atıp kapıyı açtı. Birlikte evden çıkıp kapının önünde bizi bekleyen arabaya geçtik. Şoför bizi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku