6. Bölüm: Ardımda…
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Her yara, kalbin öğreneceği bir derstir; yok edemezsin, sadece onunla uyum sağlamayı öğrenirsin.” (Paulo Coelho) ------- (Günümüz...) “Marin oraya giremezsin dedim sana!” dedi Tatiana sinirle. Kolumu kavrayıp beni kenara çektiği gibi kapıyı tüm katı inletecek kadar sert bir şekilde örttü. Ne Tatiana’nın sesini yükseltmiş olması ne kolumu sıkı sıkıya tutuyor oluşu ne de koridorda yankılanıp kaybolan kapının kapanma sesi beni kendime getirmişti. Beynim düşünmeyi bırakmıştı. Bedenim kaskatı kesilmiş nefes alıp almadığımdan bile şüphe eder hale gelmiştim. Beni gerçek dünyaya döndüren şey karnıma saplanan acı oldu. Kusacağımı hissettim. Elimle ağzımı kapatıp merdivenlerden yukarıya koştum. Tatiana, “Nereye?” diye sordu arkamdan. Ona cevap veremedim. Odama daldığım gibi ebeveyn banyosuna girip klozete kusmaya başladım. Tatiana, “Sen iyi misin?” diye sordu bu sefer. İyi olup olmadığımla gerçekten de ilgileniyor muydu bilmiyorum ama uzun saçlarımı elleriyle toplayıp bana destek olmasına bakılırsa halimin onu korkuttuğu belliydi. Çöktüğüm yerden kalkıp elimi yüzümü yıkamak üzere lavaboya yöneldim. Tatiana ise saçlarımı bırakıp cebinden telefonunu çıkardığı gibi Alihan’ı aradı. Telefon çalmadı bile. Alihan sanki telefonun başında bekliyormuş gibi aramayı saniyesinde cevapladı. “Alihan, Marin iyi değil. Eve gelsen iyi olur,” dedi Tatiana. Birkaç Rusça sözün üzerine telefonu kapattığını duydum. Konuşma o kadar kısa sürdü ki kağıt havluya uzanmama kalmadan Tatiana yeniden dibimde bitti. Benim için iki parça kağıt havlu koparıp yüzümden damlayan suları sildi. Kıpırdamaya bile halim kalmamıştı. Gördüklerim acı dolu hatıraları, hatıralar ise kramplarımı tetiklemişti. “Alihan birazdan burada olacak. Seni hastaneye götüreceğiz.” “Gerek yok. İlacımı içersem geçer.” “Bu sık sık olan bir durum mu?” diye sordu Tatiana. Başımı olumlu anlamda hafifçe salladım. “Kramplarım başladığında ilacımı içerim. Çantamda olması gerek,” dedim güçlükle. Tatiana içeri koştu. Yatağımın üzerinden çantamı alıp geldi. Çantamı karıştırdım. İlacımı aradım ama yoktu. Yanımda ilacım yoktu! “İlacım yok,” dedim sinir bozukluğuyla. “İlacın adı ne? Söyle de geç olmadan aldırtalım.” “İlacın adını söylemem bir işe yaramaz Tatiana. Çünkü bu ilaç ülkemizde yok. Babam ilacı yurtdışından özel olarak getirtiyordu.” Saçlarımı geriye doğru attım. Midemdeki krampların ilacı içmedikten sonra tekrarlayacağını bildiğimden bu durum fena halde canımı sıkmıştı. İlacım olmadan yapamazdım. Onlara göre dışarıdan bakılınca güçlü bir kadın olabilirdim. Fakat şöyle bir gerçek var ki Marin ilaçsız hep acı çekerdi. Tatiana kolumdan tuttu. Çantamı elimden aldı. Beni içeri götürmesine izin verdim. Yatağın üzerine oturup boşluğu seyrettim. Yeniden aynı şey oluyordu. Yeniden acı yayılıyordu bedenime, zihnime ve de kalbime. Kalbimin sıkıştığını hissettim. Gözlerimin dolduğunu, Çet’in yeniden öldüğünü hissettim. İlaçlarımla aştıklarımdan sonra hala aşamadığım küçük bir anın hala varlığını koruduğunu hissettim. Ardımda bıraktığım onca şeyden sonra bunu da ilacımla aşacaktım. Yeniden ve yeniden... “Tatiana,” diyerek odaya girdi Alihan. Başımı çevirip ona baktım. Onu ilk gördüğüm an yeniden belirdi gözlerimde. İçimden bir parça koptuğunu hissettim. Elimi kalbime götürdüm. Kalbimin acısını hissetmek ağır geldi. Elimi çok geçmeden boşluğa bıraktım. Tatiana, “Marin iyi değil. Şeyi gördükten sonra aniden kusmaya başladı,” diyerek durumu kendince açıklamaya başladı. “Neyi gördükten sonra?” diye sordu Alihan. “Arabayı,” dedi Tatiana sadece. Alihan’ın mavi gözleri yeniden beni buldu. İkimiz de yıllar önce aynı yerde aynı acıyı paylaşmıştık. Şimdi ise yıllar sonra yeniden birbirimizin gözlerine bakıyorduk. Aynı hislerle, aynı acıyla ve de aynı düşüncelerle... “Arabayı görmesine neden izin verdin?” diye sordu Alihan Tatiana’ya. “Onun bir suçu yok,” diyerek araya girdim. “Kapıyı izinsiz açan bendim. Tatiana bana engel olmaya çalıştı.” “Bu evde kural ihlali yapmaman gerek savcının kızı. Aksi halde...” “Aksi halde ne?…