3. Bölüm: O An
Yazar: Şevval Nur Aydın

“İnsan bazen sevdiği için günah işler.” (Fyodor Dostoyevski) ------- “Daha iyi misin?” diye sordu Alihan. Başımı olumlu anlamda sallamakla yetindim. Geçirdiğim atağın üzerinden yarım saatten fazla zaman geçmiş anca kendime gelebilmiştim. Karanlık ve ıssız yollarda arabanın içinde yanan ışığın varlığıyla içimdeki umuda sıkı sıkı tutunuyordum. Bir şekilde bu durumdan da kurtulacağımı hatırlatıyordum kendime. Alihan, “Geceyi otelde geçireceğiz. Sabah erkenden de eve geçeriz,” dedi birden. “Beni kaçırdığın yere geri mi götüreceksin? Gerçekten de anlaması zor bir adamsın Alihan Sancaktar.” “Daha demin yaşadığın şeyin seni ne kadar yorduğunu ve yıprattığını gördüm. Eve kadar dayanmanı istemiyorum savcının kızı.” “Ben iyiyim.” “Hayır, değilsin. O an da kendinde değildin.” Alihan’ın mavi gözlerinde tıpkı elini tutmadan önceki dehşet ifadesini gördüm. Yine aynı ifadeyle bakıyordu bana. Sanki ona iyi şeyler çağrıştırmıyormuşum gibi... “Otele gidiyoruz,” dedi Alihan bakışlarını kaçırarak. Gözlerini yeniden yola dikti. Çenesini sıkışından, parmaklarının direksiyonu kavrayış biçiminden onun aslında ne kadar gergin olduğunu anlayabiliyordum. Onun gibi bir adam için az önce yaşananlar tam olarak ne ifade etmiş olabilirdi ki? Elleri kanlı bir adam neden bir başkasının yaşadıklarını önemsesin? Alihan Sancaktar neden benim durumumu önemsesin? Başımı çevirip ondan aksi yöne baktım. Kafamın içindeki sorulara düşündükçe bir yenisi daha ekleniyordu. Her beliren soru bir öncekinden daha da canımı sıkıyordu. Derin bir iç çektim. Alihan arabayı otelin önüne çekene dek ikimizde tek kelime etmedik. “Hoş geldiniz Alihan Bey,” dedi vale. Arabadan inmeye tenezzül bile etmedim. Alihan ise benim aksime çoktan arabadan inmiş anahtarı genç valenin eline bırakır bırakmaz kapımı açmıştı. “İn,” dedi yüzüme bile bakmadan. Aksi bakışlarımı onun üzerinden ayırmadan, “İnmiyorum,” dedim. Emniyet kemerime sıkı sıkı sarıldım. “İn Marin,” dedi Alihan yeniden. “İnmiyorum.” “İn.” “Sana inmiyorum dedim!” Alihan başını arabanın içine doğru uzattı. Böyle şeylere tahammülü olmadığı kemerimi çözüp kemeri parmaklarımın arasından sökercesine sıyırışından belliydi. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp, “Bir kez daha söylemeyeceğim. İn arabadan,” dedi. Mavi gözlerinde öfkeden çok onu zorladığımı hissettiren bir ifade yakaladım. Sanki onun yakınında olmam onu zorlayan bir şeymiş gibi hissettim. “İniyorum,” dedim sinir bozukluğuyla. Alihan’ın suratını yüzümden uzaklaştırmasını bekledim. Onun geri çıkmasıyla istemeyerek de olsa onun o lanet olası arabasından indim. Çantamı alıp ona baktım. İnadıma yapar gibi kapımı oldukça sert bir biçimde kapattı. Valenin koşarak arabayı park etmek üzere harekete geçtiğini gördüm. Alihan az evvel beni zorla arabadan indiren kendisi değilmiş gibi, “Önden buyurun,” dedi. Eve girerken de aynısını yapmıştı. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Onun önünde sabahında tozu dumana kattığım otelin kapısından içeriye girdim. İçeri girer girmez, “Hoş geldiniz Alihan Bey,” diyen otel çalışanları karşıladı bizi. Alihan onlara cevap vermek yerine küçük bir baş selamı vermekle yetindi. Onun peşinden otelin resepsiyonuna doğru ilerledim. Resepsiyondaki genç kadın Alihan’ı karşısında görünce ayağa kalktı. Alihan, “829 numaralı odanın kartını istiyorum,” dedi tam bir beyefendi edasıyla. Kadının eli ayağına karıştı. Yine de çok geçmeden Alihan’ın söylediğini yapıp oda kartını önüne bıraktı. Alihan kartı alıp bana uzattı. “Odan,” dedi imayla. Bunun sabah kaldığım odanın kartı olduğunu o an anladım. Kartı onun elinden alıp çantanın içine attım. “Beni tam olarak ne kadar zamandır takip ediyorsun Alihan Sancaktar?” “Sorunun cevabını ancak yemekte alabilirsin savcının kızı.” Alihan’ın dudaklarında beliren şey sahip olduğu gücün tebessümüydü. Onun peşinden otelin restoranına doğru ilerleyeceğimden o kadar emindi ki arkasına bakma tenezzülünde bile bulunmamıştı. Haklıydı da. Ben sorularımın cevaplarını almadan durmazdım. Peşinden gittim. Onun ağır adımlarına yetişip yanı başın…