2. Bölüm: Kapkaranlık
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Hayatımızdaki her insan bir kapı açar; bazıları bizi karanlıktan çıkarır.” (Rainer Maria Rilke) ------- Tek bir şey nasıl ki her şeyi mahvedebilirse aynı şekilde her şeyi düzeltmek için de yine tek bir şey yeter. Benim sıktığım o tek kurşun ya her şeyi benim açımdan daha iyi hale getirecek ya da her şeyi olduğundan daha da karmaşık bir halde getirecekti. “Beni öldürme şansın vardı ama sen bunu yapmadın. Nedenini sormalı mıyım?” dedi Alihan arkasındaki duvardaki tabloda küçük bir delik açan kurşun izine bakarak. “Nedenini sormadan da bulabilirsin bence.” “Sen benim gibi değilsin savcının kızı. İstesen de olamazsın.” Mavi gözleri yeniden benim kehribar rengi gözlerimi buldu. Başta ona nişan alıp son saniye arkasındaki duvarda asılı olan tablodaki adam silüetinin alnına sıkmış olmam onu gram korkutmamıştı. Aksine, onun benimle konuşma dürtüsünü daha da körüklemişti. “Buradan çıktığımız an her şey değişecek. Sen benim avukatım olacaksın. Kozum, gücüm, zayıflığım, ihanetle bitmemesini umduğum bir hikayenin başrolü olacaksın Marin.” “Buradan çıktığımız an her şeyin değişeceği bir gerçek ama senin sandığın şekilde değil. Ben sana hikayenin devamını söyleyeyim Alihan Sancaktar. Sen başta olmak üzere Storonniki’de kim var kim yoksa herkes hapse girecek. Öldürdüğün, hayatının geri kalanını eksik yaşamasına sebep olduğun herkesin ahıyla çürüyüp gideceksin. Bunu da ben sağlayacağım. Seni güneşe hasret bırakacağım, göreceksin.” Alihan sözlerimi derin bir sükûnet içinde dinlemişti. Tek kelime etmemiş yüzünde tek bir mimik bile oynamamıştı. Bana inanmadığı bakışlarından net bir şekilde belli oluyordu. Dudaklarını birbirine bastırmış derin düşüncelere dalmıştı. Kafasında bana söylemek istediklerini prova ediyormuş gibi bir hali vardı. “Bitti mi?” diye sordu en sonunda. “Bitti,” dedim nefret dolu bakışlarımı onun mavi gözlerinden bir an olsun ayırmadan. “Bittiyse beni iyi dinle savcının kızı. Alıkonulan ben değilim, sensin. Sende biliyorsun ki benim himayeme girenin dışarıda adı bile hatırlanmaz. Unutulur gider.” “Unutulup gidecek olanın kim olacağını göreceğiz.” Alihan’ın dudaklarında manidar bir tebessüm belirdi. Beni ciddiye almadığını hissediyordum. Elimdeki silahı çantama tıktım. İçeriye gitmek üzere kapıya yöneldiğim esnada, “Senin hakkında çok fazla şey biliyorum,” dedi Alihan arkamdan. Bunu söylemesinin tek bir nedeni olabilirdi: Beni amacı doğrultusunda avukatı yapmaya mecbur bırakmak. “Bende öyle,” dedim ona doğru döndüğümde. “Senin nasıl bir adam olduğunu iyi biliyorum Alihan Sancaktar.” “Nasıl bir adammışım?” Ona doğru adımladım. Kehribar rengi gözlerimde gezinen maviliklerine baktım. Kuruyan dudaklarımı ıslatıp, “Sen çocukları öldüren bir katilsin. Babasının izinden giden, başta küçük çocuklar olmak üzere başı boş olan insanları avlayıp organlarını aldıktan sonra çürüyen bedenlerinden kurtulan, elde ettiği organları satıp lideri olduğun Rus mafyasına yediren bir katilsin sen Alihan Sancaktar,” dedim zor da olsa. Alihan aniden bileğime uzandı. Bileğimden çekip beni yanına oturmaya zorladı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. “Ben bu saydıklarının hiçbiri değilim savcının kızı. Ben ve beraberimdeki her bir Rus söylediğini yapanlara bedel ödetmek için yaşıyor. Ben söylediklerin içinde sadece Rusların başı konumunda bir adamım,” dedi Alihan her kelimesinin üzerine basa basa. İnkar etmesi mi beni daha çok sinirlendirdi yoksa gözlerimin içine baka baka bana, “Sende yeraltı dünyasının aradığı o dişli avukatsın. İpten adam alan, farkında olmadan karanlık bir dünyanın tam ortasında kalan, esarete inat özgürlüğü için savaşan, en önemlisi de bundan sonra benim kızıl gözlü kozum olacaksın Marin,” demesi miydi? “Kehribar,” dedim bir anlık gafletle. “Kehribar?” “Gözlerimin rengi kehribar.” Alihan gözlerime ilk kez görüyormuş gibi baktı. Az evvel damarına basmış olmama karşın fazlasıyla sakin görünüyordu. Alihan Sancaktar’ın namını duymamış, onu uzaktan da olsa tanımamış olsam onun bu sakinliğinin sebebinin biraz sonra soluğumu çekip alacak olmasına ba…