19. Bölüm: Başka Bir Kadın
Yazar: Şevval Nur Aydın

“İnsan kaçtığını sandığı duygunun tam ortasında bulur kendini.” (Franz Kafka) ------- Alihan Sancaktar benimle olmamak için her şeyinden vazgeçti. Önce kimsenin kullanmasına izin vermediği arabasından sonra da köşe bucak kaçtığı can yakan anılarından. Ben gidince babasının pikabından benim şarkımı açtı. Şarkının her bir sözünü beni düşünerek dinledi. Sonra da masasının üzerinde bunca zaman süs gibi duran viski karafını aldı eline. Viski doldurdu bardağına. Halbuki içmezdi Alihan. Bir yudum bile içmezdi ama benim arkamdan içti. Sonra da her şeyi duvara çarparak tuzla buz etti. Tıpkı çıkarken benim de arkamdan kapıyı çarpışım gibi… Ben o kapıyı çarpıp çıkmaya bir kez cesaret edebilmiştim. Ardıma bakmadan, ağlaya ağlaya da olsa çekip gidebilmiştim. Şimdi değişen ne? Beni ayaklarımdan boş toprağa çivileyen şey ne? Neden gidemiyorum? Neden kaçıp gidemiyorum ardıma bakmadan? Alihan’ın, “Yarın sana geliyorum Roza,” dediği o ana dek orada öylece durup onun gülleriyle konuşmasını dinledim. Onun son sözüyle de arkamı dönüp eve doğru adımlamaya başladım. Bahçe ile kapı arasındaki mesafe o kadar fazlaydı ki belli bir yerden sonra koşarken buldum kendimi. Eve ne zaman girdiğimi, odama ne zaman kendimi atıp kapıyı çarptığımı bile hatırlamıyorum. Tek bildiğim bacaklarımın beni ayakta tutmadığıydı. Kapının önünde yere çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Bunca zaman onun benden uzak durduğu ilk andan beri kendimi ondan tamamen soyutlamak yerine onun arkasından baktığım için kendimden nefret ettim. En çok da kalbimin acısının sebebinin o olmasına izin verdiğim için nefret ettim kendimden. Güçlükle kalktım yerden. Yatağıma uzanıp kendime sarıldım. Kollarımı, sırtımı sıvazladım kendimi teselli etmek istercesine. Bir süreden sonra ağlamaktan ağırlaşan göz kapaklarımın azizliğine uğradım. Gözümü de çalan alarmın sesiyle açtım. Telefonumu elime aldığımda ekrandaki alarma not ettiğim şeyin noter olduğunu gördüm. Bugün yapmam gereken ilk iş Bahar teyze ile noterdeki işimi halletmekti. Sonrasında art arda girmem gerek iki de duruşmam vardı. Yataktan kalkıp alelacele hazırlandım. Taksi çağırıp telefonumu çantama tıktım. Taksi gelmeden her şeyi ayarladığımdan emin olup odadan çıktım. Ev epey sessizdi. Ya herkes uyuyordu ya da çoktan evden çıkmışlardı. Merdivenleri inip yemek odasına doğru baktım. İçeride kimse yoktu. Onlardan biriyle bile karşılaşmadan evden çıkmayı başardım. Artık evden çıkıp gitmeme de kimse bir şey demediği için de taksiyle doğrudan notere geçiş yaptım. “Avukatımız geliyor babaanne,” dedi uzaktaki bir kadın. Onlara doğru adımladığımda onun daha öncesinde telefonda görüştüğüm Bahar teyzenin torunu olduğunu anladım. Önce müvekkilimle sonra da torunu ile tokalaştıktan sonra onların noter işlemlerini halletmek üzere içeri girdim. Bahar teyze ile birlikte çok kısa bir süre içinde noter işini hallettik. “Allah razı olsun senden Marin kızım,” dedi Bahar teyze hafifçe kolumu sıvazlarken. Kibarca gülümsedim. Tam onlarla vedalaşıp adliyeye geçeceğim sırada Bahar teyze kolumdan tutup beni durdurdu. “Benim sana vermek istediğim küçük bir şey var Marin kızım,” dedi Bahar teyze. Bana ne vermek istediğini merak ettim. Onun, çantasının fermuarını ağır ağır açışını izledim. Çantasından beyaz bir mektup zarfı çıkardı. Zarfı elime tutuşturup, “Bu mektupta yazanları ne zaman okuman gerektiğini sana torunum söyleyecek,” dedi ve dudaklarındaki acıklı gülümsemeyi de alıp çekip gitti. Bir süre orada kalakaldım. Elimdeki beyaz zarfa baktım durdum. Onu açmam için bir zaman olacaktı. Vakit ne zaman gelirdi bilinmez ama benim bu zarfı ancak vakti gelince açıp okuyacağım kesindi. Zarfı çantama koydum. Daha sonrasında duruşmaya daha epey vakit olduğundan ofise geçtim. Ofisimde kahvaltımı yaptım, ortalıktaki ufak tefek dağınıkları topladım ve de Alihan’dan gelen telefonu görmezden geldim. Telefonumu sessize aldım. Cübbemi de alıp adliyeye geçtim. Koridorda görmeyi en son bile istemeyeceğim kişi karşıladı beni. Babam, “Günaydın Marin,” dedi beni görür görmez.…