18. Bölüm: Kırmızı Güller
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Kalp sıkıştığı anda, kaybetme korkusu başlar.” (Gustave Flaubert) ------- Alihan Sancaktar kendisine yapılan ihaneti bağışlamaz, ikinci şanslara inanmazdı. Ta ki hayatına ben girene dek… Kollarıyla beni sarıp sarmaladığı o anda onun için ne kadar çok korktuğumu daha iyi anladım. Başına büyük bir bela almaktan kurtulan Alihan ise, “Döndün,” dedi kulağıma doğru usulca. Ondan ayrılıp gözlerine baktım. “Döndüm,” dedim kendimden emin bir şekilde. Hala burada olduğuma, onun için geri döndüğüme inanmakta zorlanıyordu. Sanki gözlerini yumduğu an yok olacakmışım gibi tedirgindi. Tatiana, Dmitry ve Sergey üçlüsü de uzaktan bizi izliyordu. Sergey olayın şokundan tek kelime dahi edemezken Tatiana’nın dudaklarından şu sözlerin döküldüğünü duydum: Alihan Roza ile öldürmeyi, Marin ile yaşatmayı öğrendi. Alihan bunun üzerine Tatiana’ya baktı. Tek kelime etmese de bakışlarından Tatiana’nın söylememesi gereken bir şeyi dile getirdiğini hissetmiştim. Sergey, “Az önce ne oldu öyle?” diye sordu yaşadığı şoku henüz atlatamasa da. Onun konuyu hızla değiştirmesi benim için hiçbir şey ifade etmedi. Benim aklım Tatiana’nın söylediğine takılı kaldı bir kere. Bundan sonrasını öğrenmedikçe de çıkıp gitmeyecekti zihnimden. “Gidelim buradan,” dedi Alihan birden. Onun önderliğinde terk ettik bu izbe yeri. Diğerleri kendi araçlarıyla giderken bende Alihan’ın arabasına geçmiştim. Onun yanına oturmuş emniyet kemerimi takıyordum ki bana, “Seni buraya Tanya mı getirdi?” diye sordu. Sesinde öfke yoktu. Sadece yorgunluk vardı. “Bunun bir önemi var mı? Az önce birinin kafasına sıkıyordun Alihan.” “Sen gelmeseydin ortada onun zerresi kalmayacaktı.” “Gelmemden rahatsız olmuş gibisin. Eğer öyleyse buna derhal son verelim.” Tam onun arabayı çalıştırmasına kalmadan kapımı açıp arabadan iniyordum ki, “Ben senin yokluğundan rahatsızım kehribar çiçeği, varlığından değil,” dedi Alihan. Kolumdan tutup durdurdu beni. Başımı çevirip ona baktım. Gözlerindeki ışık benimle yeniden var olmuştu sanki. Beni kaybetmemek için her şeyi yapacak bir Alihan vardı karşımda. Onun karşısında ise kalbi paramparça bir kehribar çiçeği. “Ben yokken onu öldürmeyeceğini söyle bana.” “Söyleyemem,” dedi Alihan ilk başta. “Paramparça ettiğin kalbimin diyeti olarak gör bunu. Senden tek isteğim bu desem yapmaz mısın?” diye sordum güçlükle. Boğazıma adeta bir yumru gibi oturdu acı. Sol gözümden akan bir damla yaşı görünce yanağıma dokundu. Yaş çeneme ulaşmadan yakaladı. Gözlerime hayranlıkla baktı ve, “Senin için her şeyi yaparım,” dedi Alihan. Senin için her şeyi yaparım… İçimden ona bende demek gelse de tuttum kendimi. Kemerimi bağlayıp kapımı örtmekle yetindim. O da kırgınlığıma verdi tüm bunları. Fakat ortada onun sandığından daha büyük bir gerçek vardı. Ben ona sadece kırgın değildim. Ben ondan kırılmıştım. Alihan, “Ne kadar çok istersem isteyeyim seni eve dönmeye zorlayamam. Eğer fikrin değişirse,” dedi ve duraksadı. İçten içe fikrimin değişmemesini umduğunu biliyordum. Onunla gelmemi istediğini, o evin içinde onunla olmamı istediğini biliyordum. İşin kendime bile itiraf edemediğim kısmı gururuma yediremesem de bende bunu istiyordum. Sırf bu yüzden bir an bile tereddüt etmeden başımı olumsuz anlamda sallamıştım. “Fikrim değişmedi. Bir an önce evimize gidelim Alihan.” “Evimize gidelim,” dedi Alihan tatlı bir tebessüm eşliğinde. Kelimeleri bile onunla birlikte gülüyordu. Onun evi için bizim evimiz demem bir yana eve dönüşüm onu keyiflendirmişti. Tüm yorgunluğu uçup gitmiş yerini huzura bırakmıştı sanki. Ne yol boyu çalan telefonuna bakmaya tenezzül etti ne de benimle konuşmaya. Aklında bambaşka şeyler varmışçasına sürdü arabayı. Ne zaman ki araba evin bahçesine giriş yaptı, işte o zaman Sergey de üzerinden bir türlü atamadığı heyecanın da etkisiyle benim kapımı açmaya koştu. “Evine yeniden hoş geldin Karalyóva,” dedi Sergey kapımı açıp hafifçe eğilerek. Onun reveransına karşılık gülmeden edemedim. “Hoş buldum Sergey,” dedim onunla kucaklaşarak. Ondan sonra Dmitry ve Tatiana ile de kucaklaştım. Hep…