17. Bölüm: Her Şey
Yazar: Şevval Nur Aydın

“İnsan bazen sevdiği uğruna, kendisine ait olan her şeyi feda etmeye hazırdır.” (Fyodor Dostoyevski) ------- “Benim oğlan, Alihan,” dedi Çet birden. “Dediğim dediktir. Bir söz söyledi mi aksini kimse ona kabul ettiremez. Kimseye eyvallahı da yoktur. Bir gün herkes gider der, gidenin arkasından bırak gitmeyi, gitme bile demez. Bir tek bu katır inadı bana çekmemiş.” Çet’in söylediği şeyi anımsadım arabayı evimin önüne park ederken. Onun haklı olduğunu bilmek bir kez daha oturdu içime. Alihan tam da anlattığı gibiydi. Geçen yıllar onu daha da katılaştırmıştı. Onun hakkında yanıldığımı zor da olsa kabullendim. Anahtarı kontaktan çıkarıp çantamı aldım elime. Arabadan indiğim sırada evimin kapısının önündeki araba çekti dikkatimi. Kapıyı kapatıp arabaya doğru ilerledim. Siyah arabanın önünde birkaç adam vardı. Elim çantamın içindeki silaha uzandığı sırada içlerinden biri, “Bizi sizi korumamız için Alihan Sancaktar gönderdi,” dedi. Onun ismi bile silahı çantamın içinde bırakmama yetmişti. Tek kelime etmeden evimin kapısına doğru ilerledim. Çantamın içinde bu sefer anahtarımı aradım. Elim çantamın içindekileri karıştırıp dursa da ne fayda? Anahtarı onun evinde unutmuştum. Sadece anahtarım da değil, telefonumda evde kalmıştı. Kapının önündeki adamların yanına geri dönmek zorunda kaldım. İçlerinden birine, “Tatiana’yı arayıp evimin anahtarlarını göndertmesini söyle,” dedim. İtaatkar bir baş sallayışın ardından isteğim üzerine Tatiana’ya telefon açtı. Tatiana ona her ne söylediyse karşımdaki adam, “Anlaşıldı,” diyerek kapattı telefonu. Muhtemelen Tatiana anahtarı biriyle yollayacaktı. Bunu bildiğimden kapımın önüne gidip orada bekledim. Epey zaman geçti açılan telefonun üzerinden. Ayakta dikilmekten sıkılmıştım ki nihayet biri geldi. Arabanın duruşuyla Tatiana’nın kadrajıma girişi bir oldu. Tatiana, “Kapıdan ayrılmayın,” dedi adamlara. Adamlar hep bir ağızdan emri aldıklarını dile getirince Tatiana geldi yanıma. Anahtarımı vermeden önce, “İçeride biraz konuşalım mı?” diye sordu. “Tabii,” diyerek yanıtladım sorusunu. Birlikte içeri geçtik. Kapıyı kapatıp anahtarı kapının arkasındaki yuvasına soktuğum sırada, “Evin güzelmiş. Ben daha öncesinden içeriyi az çok fotoğraflardan görmüştüm tabii ama ilk kez canlı görüyorum,” dedi Tatiana. Onların koskoca iki yıllarının beni izlemekle geçtiğini bildiğimden bu söylediğini garip karşılamamıştım. “Evde hiçbir şey olmadığından sana bir şey ikram edemiyorum. Kusura bakma.” “Konuyu değiştirme Marin.” Tatiana’nın gözlerine baktığımda benim için endişelendiğini daha iyi anladım. Elini sırtıma yerleştirdi. Beni usulca salona doğru götürdü. Birlikte yan yana oturup birbirimize baktık. Tatiana yumuşak bir sesle, “Aranızda tam olarak geçti Marin?” diye sordu. Konuyu anımsamak bile içimi delip geçerken tam olarak nasıl dile getirebilirdim? Buna gücüm yeter miydi? “Sebebini bende bilmiyorum Tanya,” diyerek başladım sözlerime. “Birkaç hafta önce yemek sofrasından kalktığımızda beni çalışma odasına çağırmıştı. Orada bana yıllar önce Çet’in verdiği hediyemi geri verdi. Beni önce göklere çıkardı. Beni kendine inandırdı. Beni bir daha çakılmayacağıma, yalnız kalmayacağıma ikna etti. Sonra da kendi elleriyle çıkardığı gökyüzünden aşağıya attı beni.” Elim çantamın içindeki yıldızlı ışığa gitti. Yıldız şekilli ışığı alıp ışığını yaktım. Tatiana buruk bir tebessümle baktı ışığıma. “Çet,” dedi hüzünle. Hepimizin ortak yarasını küçük bir parça ışığa bakarak ikimiz birlikte anmış olduk. Tatiana, “Sabah Alihan sana ne söyledi Marin? Nasıl bu hale geldiniz?” diye sordu yeniden konumuza dönmek üzere. “Planların değiştiğini ve artık avukatı olmadığımı söyledi. Git ve bir daha da dönme dedi bana.” Tatiana boşluğa baktı. Bir süre sessizce düşündü durdu söylediklerimi. “Arada kaldı,” dedi sadece. Bununla neyi kastettiğini sormama bile fırsat vermedi. Apar topar çıkıp gitti. Gitmeden önce de bana güvende olacağımı, yeniden geleceğini söylemeyi ihmal etmedi. Tatiana’nın gidişiyle bir süre olduğum yerde kalıp düşündüm. Alihan’ın n…