14. Bölüm: Kehribar
Yazar: Şevval Nur Aydın

“İnsan bazen bir anda, çok uzun zamandır aradığı huzuru bir yabancıda bulur.” (Virginia Woolf) ------- Kim kendisini bile bile ateşe atmayı tercih eder? Kim ihaneti affetmeyeceklerini bile bile gerçeği haykırmayı seçer? Kim vicdanının sesi yerine kurşun sesini tercih eder ki? Ben ederdim. İçimdeki sesi susturmak için tüm bunları hiç düşünmeden tercih ederdim. Ettim de. “Ben sana ihanet ettim Alihan.” Sözlerimin üzerine sadece onun mavi gözlerini değil diğer üç Yandaş liderin de dikkatlerini üzerime çekmiştim. En çok benim için onca şey yapan Alihan’ın gözlerine bakarken zorlandığımı hissettim. Yanaklarımdaki ıslaklığı silip, “Ben size ihanet ettim,” dedim önce Alihan’a sonra da diğerlerine bakarak. Alihan eline topladığı tabak parçalarını çöpe atıp ayağa kalktı. “Benimle gel,” dedi sadece. Onun kapıya doğru gidişiyle herkes ona yol verdi. Çalışanlar da usulca mutfağa geçti. Yerdeki tabak parçalarını toplamak üzere dikey bir dolaptan faraş çıkaran bir çalışanı gören Alihan, “Ben toplayacağım,” dedi uyarıcı bir tonda. Çalışan genç kadının faraşı kenara bırakışını izledim. Alihan omzunun üstünden bana baktı bu sefer. “Benimle gel Marin,” dedi yeniden. Sergey, Tatiana ve Dmitry ile birlikte onun peşinden gittim. Beşimiz salona geçmiştik. Ben koltukta oturmuş kaderimi kabullenmiş bir halde olanı biteni anlatmaya hazır bir şekilde beklerken Tatiana, Dmitry, Sergey ve Alihan dört Storonniki lideri olarak ihanetimi dinlemek üzere ayakta bekliyordu. “Seni dinliyoruz Karalyóva,” dedi Sergey. İlk nereden başlamam gerektiğini kestiremedim. O kadar çok şey yaşamış ve de görmüştüm ki anlatmaya ilk olarak otelde olanlardan başlamam gerektiğini anca idrak edebilmiştim. Bu yüzden, “Beni alıkoymak istediğiniz gün aynı şeyi ben de Alihan için planlamıştım,” diyerek başladım konuşmama. “Babam beni oteldeki düğüne katılmaya zorladığında ben kafamda çoktan planımı yapmıştım. Alihan Sancaktar’ı otelde alıkoyup onu bir şekilde konuşturacaktım. Sonra da onu kendi ellerimle babama teslim edecektim. Otele ayak bastığım ilk an bunu planlamıştım aslında. Sonra...” “Sonra ne?” diye sordu Dmitry beklentiyle. “Sonra Tatiana’nın konuşmalarını dinleyince Alihan’ın da aynı planın bir benzerini benim üzerimden kurduğunu öğrendim. Sırf bu yüzden babamı denklemden çıkardım. Yolda onu arayıp düğünde karşılaştığım arkadaşımla il dışına çıkacağımı söyledim. Çıktığımız yolun neredeyse yarısına kadar Alihan’ı kaçırmayı başardığımı sandım. Meğer o beni alıkoymuş. Bunu öğrenince de iş işten geçti zaten.” Alihan’ın deniz gibi masmavi gözlerine baktım. “Kendimi oyunun tam merkezinde buldum,” dedim iç çekerek. “Sizin gibi babam da beni büyük bir oyunun piyonu konumuna soktu.” “Oyun derken?” dedi Sergey beklentiyle. “Babamın kurduğu oyun,” diyerek yanıtladım Sergey’in sorusunu. “Alihan’ın beni otele götürdüğü gecenin sabahında kapıma bir adam geldi. İlk başta onu Alihan’ın gönderdiğini sandım ama sonra gece olanları düşününce Alihan’ın yanımda adamlarından kimseyi göndermeyeceğini anladım. Yine de gelen adamı içeri almakta bir sakınca görmedim.” “Kimdi o adam?” diye sordu Dmitry. Alihan’ın sessizce beni dinlediğini görünce anlatmaya kaldığım yerden devam etmek zorunda kaldım. “Babamın adamı,” diyerek yanıtladım Dmitry’nin sorusunu. “Babam beni sizin aranıza muhbir olarak soktu. Elime de on iki sene önceki kaza gecesi de yanımda olan dolma kalemi verdi. Kalemin içindeki ses kayıt cihazına da öğrendiklerimi kaydedip kendisine ulaştırmamı istedi. Kısacası o geminin limana ulaşmasını ben sağladım.” Dördü de aynı ifade ile baktı yüzüme. Bir tek Tatiana, “İçimizdeki diğer köstebeğin adını ver,” dedi. O an Alihan ile göz göze geldim. İsmini verdiğim an onu da benim hemen arkamdan öldürteceğini biliyordum. Bir yanım sessiz kalmam gerektiğini söylese de diğer yanım onlara daha fazla ihanet etmemem gerektiğini adeta haykırıyordu. Tatiana yeniden, “Bize isim ver,” deyince kendimi daha fazla tutamadım. “Veniamin.” Alihan dışında diğer üç yandaşın birbirlerine baktıklarını gördüm. O an…