13. Bölüm: Dağıt ki
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Her insanın içinde saklı bir fırtına vardır; doğru kişi onu görür.” (Franz Kafka) ------- Kapıma bırakılmış notta yazan şey açıktı. Alihan bir şekilde suikast sırasında öldüğüm haberini babama ulaştırmış, babam ise bunun doğru olmadığını anlayıp bundan sonrasında ensemde olacağının sinyallerini vermişti. “İçeri geç Marin,” dedi Alihan gelen notun üzerine. İtiraz etmeden ofis odama geçtim. Alihan ise koridorda telefon etmekle meşguldü. Kapının ağzında durup onu izledim. Yeri döven adımlarını takip etti gözlerim. “Sergey,” diyerek başladı Alihan konuşmasına. “Sana atacağım konuma birilerini gönder hemen. Soru da sorma!” Sergey’in tüm uyarılara rağmen art arda sıraladığı soruları büyük bir ustalıkla savuşturup telefonu çok uzatmadan kapattı Alihan Sancaktar. Gelen notun ayrı, Sergey’in zamansız sorularının sabrını ayrı taşırdığı ortadaydı. Bir an önce kapıya adam yığmayı ve de babamın işini bitirmeyi istiyordu. Bir de o notu babamın kime koydurttuğunu bulmayı... “Şimdi ne olacak Alihan?” diye sordum. Öfkeyle parlayan gözleri beni buldu. Göz göze gelişimizle öfkesinin dinmeye yüz tuttuğunu gördüm. “Tehlikede olduğumu biliyorum Alihan. Babamın o arabada ölmediğimi anladığını, peşime düştüğünü biliyorum. O benim için geldi. Yarım kalanı tamamlamak, beni öldürmek için geldi,” dedim sanki çok normal bir şeyden bahsedermiş gibi. Alihan söylediklerimin üzerine soluğu yanımda aldı. “Sana yaklaşamaz,” dedi net bir şekilde. Beni babasının emaneti olarak canı pahasına koruyacağını biliyordum. Alihan Sancaktar hiçbir kötülüğün bana ulaşmasına izin vermeyecekti. Halbuki kötülüğün en büyüğü onun ellerini tutmaya yeltendiği kadındı. Ellerimi tutmak istediğini anlayınca ellerimi geri çektim. Arkamı dönüp masama yöneldim. Tam masamın başına geçtiğim o anda, “Kapı çalmadan önce bana ne söyleyecektin?” diye sordu. Önümdeki kitaplardan birinin kapağını araladım. O an aklıma gelen ilk şeyi söyleyiverdim. “Ben sana her şeye rağmen babamı görmek istediğimi söyleyecektim.” “Az evvel seni öldürmek istediğini bildiğini söyledin. Buna rağmen babanı görmek mi istiyorsun?” “Evet,” dedim güçlükle. Alihan ilk başta öfkesini dinginlemeye çalıştı. Gözlerini yumup sabırla bekledi. Bense ona yalan söylemiş olmanın verdiği vicdan azabıyla kitabımın satırlarına göz değdirmeye başladım. Tam da o sırada gözden kayboldu Alihan Sancaktar. Dış kapının sertçe örtülme sesiyle irkildim. Onu kızdırmıştım. Onun damarına basmıştım. Alenen babasının emanetine hıyanet etmesini istediğimi söylemiştim. Halbuki ona söylemek istediğim tek şey korunmaya değer biri olmadığımdı. Ona ihanet ettiğimi itiraf edip Çet’in ölmeden önce oluşturduğu bu görünmez bağı sonlandırmaktı niyetim ama yapamadım. Her şey o kadar ağır geldi ki kendimi yeniden kitapların arasında, hislerimin ağırlığı altında ezilmeye mahkum ettim. Uzunca bir süre de kalkmadım kitapların başından. Ta ki kapı çalıncaya dek... Kapıyı açmaya gittim. Kapının deliğinden bakınca gelenin Alihan olduğunu gördüm. Kapıyı açar açmaz içeriye daldı. “Bana kızdığın için mi gittin?” diye sordum dayanamayarak. Onun peşinden içeriye gittim. Alihan ise ellerindeki poşetleri kitapları çekip masaya koymakla meşguldü. “Sana kızmadım,” dedi Alihan yarım ağızla. “Kızdın,” diye direttim. Dönüp bana baktı. “Kızmadım,” dedi yeniden. “Çünkü yaşadıklarından sonra ona hesap sormak istediğini biliyorum savcının kızı.” Alihan’ın o an aslında hiç de yanılmadığını fark ettim. Öylesine söylediğim şeyin bile bir gerçeklik payı vardı. Ben gerçekten de babamın karşısına çıkıp ondan hesap sormak istiyordum. “Nereden bildin?” “Seninle büyümek böyle bir şey işte savcının kızı.” Alihan’ın yeniden masanın üzerindeki poşetlere yöneldiğini gördüm. Poşetlerin içinden çıkanlarla şaşkınlığımı gizleyemedim. “Sen eve mi gittin?” diye sordum. Alihan getirdiği saklama kaplarındaki sıcacık yemekleri tabaklara koydu. “O nottan sonra sana dışarıdan bir şey yediremezdim. Şu an için tek güvendiğim yer evim olduğu için sana yemeği evden getirdim.” “Bunca yolu benim için mi gid…