11. Bölüm: Seni Düşündüm
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Gerçek, bazen insanı yıkar; ama sonunda özgür kılar.” (Gustave Flaubert) ------- “Tetikçiyi yakaladık Spasitel’. Etraf da temiz,” dedi Dmitry. “Güzel,” dedi Alihan düşünceli bir şekilde. Tatiana’nın gelişi ile onların yanından ayrıldım. Tatiana beni Alihan’ın arabasına bindirdi. Benim için arabanın ışığını yakmakla da kalmayıp elindeki açılmamış suyun kapağını açıp bana uzattı. Onun bu iyiliğine karşılık, “Teşekkür ederim,” diyebildim sadece. “Babanın bu kadar ileriye gideceğini bilseydim gitmene sessiz kalmazdım Marin.” “Sen olmasaydın şu an belki de ölmüş olurdum Tatiana. Gidişim için kendini suçlama.” Tatiana’nın dudaklarında ilk kez sıcak bir tebessüm yakaladım. “Sen iyi ol yeter,” dedi ve Dmitry’nin yanına gitti. Arabada bir süre sessizce bekledim. Suyumu içtim. Uzaktan bana bakan Alihan’ı izledim. Mavi gözleri üzerimdeydi. Kararlı ve güçlü duruşuyla uzaktan bana bakıyordu. Ne Sergey’i dinliyordu ne de Dmitry ile Tatiana’yı. İçinde bulunduğumuz kanlı tablonun içinden beni izliyordu Alihan Sancaktar. Onun bana baktığını fark eden diğerlerinin de gözleri beni buldu. Sergey’in dudaklarında imalı bir gülüş belirdi. Alihan’a her ne söylediyse Alihan bakışlarını kaçırma gereksinimi duymuştu. Dmitry ile Tatiana da bir şeyler söyledi. Alihan omuzlarını dikleştirdi. Onlara eliyle uzaktaki bir noktayı işaret etti. Çenesini sıkarak sarf ettiği birkaç sözcüğün ardından da soluğu yanımda aldı. Onun şoför koltuğuna yerleşmesini izledim. Bana baktı. Gözleri belimdeki kana kaydı. İlk başta vurulduğumu sandı. “Vuruldun mu?” diye sordu panikle. Eli belimdeki kana dokunduğu anda, “Adamın kanı,” diyerek durumu açıkladım. Alihan önce parmaklarına bulaşan kana sonra da benim bir çift kehribarıma baktı. “Giy bunu,” dedi üzerindeki siyah blazer ceketi çıkarırken. “Buna gerek yok,” desem de onun inadının önüne geçemedim. Alihan bana kendi elleriyle ceketini giydirmekle de kalmadı. “Kemerini takmamışsın,” diyerek beni iğnelemek suretiyle emniyet kemerimi de taktı. “Dürüst ol.” “Hangi konuda? “Bana bu ceketi arabanı kirletmemem için mi giydirttin? Eğer öyleyse kıymetli arabandan hemen şimdi inebilirim Alihan Sancaktar.” “Kıymetli olan araba değil, sensin savcının kızı.” Onun yüzüme bile bakmadan ağzında gevelediği sözler benim afallamama neden olmuştu. Alihan Sancaktar’ı anlamak oldukça zordu. Neyi ne niyetle söylediğini kestiremiyordum veyahut da neyi ne niyetle yaptığını... “Rusya’ya bu gece mi geçeceğiz?” diye sordum. Beni başıyla tasdikledi. “Sabah olunca da limana geçeriz,” dedi. Yutkundum. Yarın sabah limanda göreceğim şey hiç şüphesiz ki her şeyi baştan yazacaktı. Ya babam gerçekten de Rus mafyasıyla iş yapmış olacaktı ve ben bunun sonucunda Alihan ile yaptığım anlaşmaya uymak için onunla evlenecektim ya da Alihan Sancaktar beni kandırmış olmanın bedelini kendi canıyla ödeyecekti. Her iki ihtimal de aynı anda hem benim hem de onun kaderini etkiliyordu. Alihan’a, “Beni nasıl buldun?” diye sordum birden. “Evden çıktığın andan beri peşindeydim savcının kızı.” “Suikaste uğrayacağımı nereden bildin peki?” “Bunu uçakta konuşuruz. Nasılsa daha çok vaktimiz var.” Konuyu o an için kapatmayı tercih etti. Bende uçağa bineceğimiz ana kadar sormamaya karar verdim. Onun ceketine sarıldım. Gözlerimi camdan dışarıya diktiğim anda yansımadan onun da bana baktığını gördüm. Kısa süreliğine de olsa bana bakmıştı Alihan. Yeniden... “Çantamı almadım,” dedim kısık bir sesle. “Çantan Tanya’da. Uçağa binmeden önce sana verir.” Başımı hafifçe sallayıp ağırlaşan göz kapaklarımın da etkisiyle Alihan’ın ceketine sarılarak uyuyakaldım. * Gözlerimi Alihan’ın sesiyle açtım. “Marin,” dedi sessizce. Beni korkutmamak için ses tonuna özellikle dikkat ediyordu. Uyku semesi, “Geldik mi?” diye sordum. Ufak bir kıkırtı duydum. Tam olarak neye güldüğünü anlamadım. Üzerimdeki yoğun uyku halinden kurtulunca onunla göz göze geldim. Mavi gözleri o kadar yakınımdaydı ki bunun sebebinin kemerimi çözmek için sağ tarafıma doğru uzanmasından kaynaklı olduğunu çok sonradan anladım. “Uçağa…