10. Bölüm: Kurşun Sesi
Yazar: Şevval Nur Aydın

“Çaresizlikle verilen sözler, zincirler kadar bağlayıcıdır.” (Friedrich Nietzsche) ------- “Karalyóva’yı elbirliğiyle çıldırtmayı başardık,” dedi Sergey. “Sakın başlama Sergey,” dedi Tatiana uyarıcı bir tonda. Sergey tam ağzını açacak gibi olduğu esnada Alihan’ın ona attığı tehditkar bakışla ağzına hayali bir fermuar çekmek zorunda kaldı. Bense Storonniki’nin liderine attığım o sert tokatın ardından hışımla merdivenlere doğru yürüdüm. Alihan, “Nereye?” diye sordu arkamdan. “Cehenneme!” Merdivenlerden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum. O kadar sinirliydim ki Sergey’in arsız kahkahalarını bile duymuyordum. Odama çıkıp kapıyı çarptım. Koridorda kapının kapanırken çıkardığı ses büyük bir yankı uyandırdı. Evdeki konuşmalar da bununla birlikte son buldu. Sinirden saç diplerim karıncalanıyordu. Parmaklarımı saçlarımın arasına daldırmış saç diplerime dokunuyordum ki, “Buradan çıkmam gerek,” dedim kendi kendime. Kapıya doğru yaklaştım. Aşağıdan gelen seslere bakılırsa benim dik başlılığım onların işine gelmiyordu. Beni avuçlarında tutmaya kararlı olan bir örgütün içinde daha fazla duramazdım. Bir şekilde evden çıkmak zorundaydım. Peki ama nasıl? Kapıyı olabilecek en yavaş şekilde açıp başımı dışarı uzattım. Koridorda kimse yoktu. Odadan çıkıp merdivenlere doğru yaklaştım. Aşağıdan yukarıya çıkan kimse yoktu. Benim dışımda! Eve adımımı atar atmaz bana yasaklanan kata baktım. Alihan Sancaktar’ın mahremine girecek buradan bir şekilde kaçacaktım. Merdiven basamaklarında ses yapmasın diye ayağımdaki topukluları çıkarıp elime aldım. Olabilecek en hızlı ve en sessiz şekilde basamakları çıkıp üçüncü katın koridoruna ulaştım. Sağımda bir kapı vardı. Kapının aralığından burasının Alihan’ın yatak odası olduğunu anladım. Odasının hemen yanındaki kapıyı araladım. Kapının kilitli olmaması büyük şanstı. İçeri baktığımda onun çalışma odasında buldum kendimi. İçeri girip kapıyı yavaşça örttüm. İçeri birinin girme ihtimaline karşın da anahtarı çevirip kilitledim. Tam karşımda koyu renk, oymalı ahşap bir çalışma masası vardı. Masanın arkasında yere kadar uzanan bir cam, camın her iki yanında da birer bayrak vardı. Sağda bir Türk bayrağı, solda ise Rusya bayrağı vardı. Topukluları ayaklarıma geçirip masaya doğru yaklaştım. Masanın arkasında adeta bir taht misali konumlandırılmış siyah deri sandalyenin sırtına dokundu parmaklarım. Sandalyeyi tutup geriye çektim. Masanın çekmecelerini kurcalamak üzere eğildim. Soldaki ilk çekmecede birkaç dosya vardı. Sağdakinde ise beni bu evden kurtaracak şey… Alihan Sancaktar’ın çekmecesindeki silahı aldım elime. Silahın gümüşi namlusunda, kabzasındaki işlemelerde gezindi gözlerim. Elimdeki toplu tabancanın içinde mermi olup olmadığını kontrol ettim. Tam o sırada biri kapıyı açmaya yeltendi! “Sergey, hemen Marin’in odasına bak!” diye bağırdı Alihan. Kapının ardında beni beklediğini biliyordum. Yokluğumu anladığı an kapıyı kırıp içeri dalacağını da… “Marin odasında yok,” dedi Sergey. Elimde silahla onları bekledim. Biri kapıya ateş etti. Kulp kırılıp yere düştü. Sergey’in bir tekmesiyle de kapı ardına kadar açıldı. Tatiana ile Dmitry bana silah doğrultmuş hemen Alihan’ın arkasında bekliyorlardı. Onların bildiğinin aksine bu sefer boş değildim. Elimdeki silah masanın altında onların göremeyeceği bir noktada kullanılmayı bekliyordu. Alihan, “Silahları indirin,” dedi Tatiana ile Dmitry’e. Dmitry her ne kadar Alihan’ın tek bir sözüyle silahını indirse de Tatiana her ihtimale karşı tetikte bekliyordu. Karanlıkta koyu bir renge bürünen gözleri üzerimdeydi. En ufak yanlışımın bedeli bu sefer ağır olabilirdi. Bunu onun kararlı duruşunda daha net gördüm. Fakat o bendekini görmedi. “Yaklaşmayın,” dedim uyarıcı bir tonda. Elimdeki silah bir anda tarih sahnesinde belirdi. Sergey başta olmak üzere herkes elimdeki silaha bakıyordu. “İndir onu Marin,” dedi Tatiana. Onu duymazlıktan geldim. Sergey ise ortamın gerginliğini gram umursamamış elimdeki silaha ithafen, “Elinde Colt Python toplu tabanca var. Onu kullanmak seni zorlar. Bence…