Kehribar Çiçeği

1. Bölüm: Savcının Kızı

Yazar:

Kehribar Çiçeği - Şevval Nur Aydın kitap kapağı
Kehribar Çiçeği kitap kapağı

“Beklenmedik karşılaşmalar hayatımızın dönüm noktalarıdır.” (Charles Dickens) ------- Kader bir düğümdür, insanları birbirlerine bağlar. Bazen bir tesadüfle, bazen ustalıkla kurgulanmış bir oyunla. Kaderin tercih ettiği yol hangisi olursa olsun her şey bir karşılaşmaya bakar. Tıpkı onunla kaderimin kördüğüm olduğu o yıllar sonraki ilk karşılaşma anım gibi… “Tek bir göreviniz var. Ne olursa olsun savcının kızını alıp bana getireceksiniz.” “Anlaşıldı,” dedi Tatiana. Onun konuşmalarına kulak kabarttığımdan habersiz kendisine sunulan emri alıp telefonu kapattı. Ayağındaki siyah yüksek topuklu ayakkabının otelin koridorunun diğer tarafına doğru gidişini izledim uzaktan. Koridorda yankılanan topuklunun sesi kesilince kendimi bana özel tahsis edilen odaya attım. Kapıyı yavaşça örttüm. Aceleci adımlarım daha öncesinde yatağın üzerine bıraktığım bavula doğru götürdü beni. Bavulun fermuarını araladım. İçindeki altın sarısı tonlarındaki saten elbiseye baktım. Fazla vaktimin olmadığını hatırlattım kendime. Bir an önce hazırlanıp aşağıya inmem gerekiyordu. Elbiseyi bavuldan çıkarıp ütüledim. Saçımı ve makyajımı yapıp giyindim. Sıra en kritik noktaya gelmişti: Silah! Kol çantamdan silahımı çıkardım. Gümüşi metalde yansımamı görebiliyordum. Bunu elimin altında tutmam gerekiyordu. Çantamda olması benim için vakit kaybı oluşturacaktı. Onu kimseye fark ettirmeden üzerimde taşımanın da tek bir yolu vardı: Bedenimde bulundurmak. Silahı uzun elbisemin yırtmacı sayesinde ihtiyacım olduğu an çekebileceğimi bildiğimden sağ bacağıma jartiyer lastiği ile sıkıca bağladım. Kaymadığından emin oldum. Elbisemin eteğini düzeltip boy aynasından son bir kez kendime baktım. Silah görünmüyordu. Kimse bacağıma bağlı bir silah olduğunu bilmeyecekti belki de ama ben Alihan Sancaktar ve adamları amaçlarına ulaşamadan çoktan hepsini tek tek indirmiş olacaktım. “Marin!” Kapının ardından gelen sesle çantamı alıp kapıyı açmaya gitmem bir oldu. Kapıyı açtığımda üniversiteden arkadaşım Funda ile göz göze geldim. “Neredesin sen? Düğün başladı bile. Gelin ile damat çıkalı baya oldu ve sen hala odadasın,” dedi Funda cık cıklayarak. Onun gözlerini bir tur çevirmesine karşılık, “Gelin ben olmadığıma göre kimsenin benim geç gelişimi sorun edeceğini sanmıyorum Funda,” dedim. Omuz silkti. Odadan çıkıp kapıyı çektim. Olağanüstü bir soğukkanlılıkla ona nazikçe gülümsedikten sonra, “Gidelim mi?” diye sordum. Birlikte koridorda asansörlerin olduğu tarafa doğru yürüdük. Bu kadar kısa bir mesafe için Funda haddinden fazla olay anlattı. Okul yıllarımız, avukatlık sürecini ve hatta eşi ile nasıl tanıştığından ilk çocuğunun doğum anına kadar her şeyi iki dakikalık yürüyüşümüze sıkıştırmayı başardı. Onu en son fakülte koridorlarında gördüğümden ne kadar çok konuştuğunu unutmuştum. Anlattıklarının birçoğunu kafam başka bir yerde olduğundan dinlememekle birlikte söylediklerini küçük bir baş hareketiyle tasdiklemekten başka bir şey yapamadım. “Öyle işte Marincim. Sende ne var ne yok?” Asansöre geçip zemin katın düğmesine bastım. Başımı çevirip kısa bir anlığına Funda’nın gözlerine baktım. Onun, “Avukatlığı bıraktığını duydum,” demesiyle onu aslında dinlemediğimi fark ettiğini anladım. Dudaklarımda mahcup bir tebessümle, “Bırakalı baya oldu,” dedim. “Neden peki? Fakülteyi birincilikle bitirdikten sonra işinde senden iyi olan bir avukat daha olmadığını konuşuyordu herkes.” “Bırakmak için özel sebeplerim vardı. Kişisel sebepler.” Bir yandan ona laf yetiştiriyor bir yandan da asansörün kat göstergesine bakıyordum. Asansör ağır ağır aşağıya iniyordu. O kadar yavaş hareket ediyordu ki bir anlığına Funda ile sonsuza kadar bu asansörde kaldığımı hayal edip sıkıntılı bir nefes verdim. Onun gibi saniyelere kırk tane olay sığdıracak kadar çok konuşan biriyle asansörde kalmak kelimenin tam anlamıyla kabus olurdu. Neyse ki asansörün kapısı tam vaktinde açıldı. Funda, “Seninle uzun zaman sonra denk geldiğim için çok memnunum Marin. İzninle ben çocuklara bakmaya gidiyorum. Salonda görüşürüz,” dedi ve gitti…

Bölümün tamamını WritePad'de oku