KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI

BÖLÜM 4: KIRIK BEŞİK

Yazar:

KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI - A. Ela 🌙 kitap kapağı
KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI kitap kapağı

Zaman su misali akıyordu. Önünde durmak ya da tutabilmek mümkün olmuyordu. Zaman akıp giderken ben yani biz sadece izliyorduk onu. Bazen zamanın akışına direnmek isterdim; bir ânı yakalayıp sonsuza dek içinde kalmak, sesleri ve hisleri saklamak… Ama hiçbir şey tutulamıyor ne ellerim ne de kalbim. O sabah, güneş odama ürkek adımlarla dolarken, önce loş bir aydınlık, ardından ince bir serinlik hissettim. Dışarıda martıların uzak çığlığıyla karışan bir yeni gün başlıyordu. Kış tüm şiddetiyle İstanbul’u etkisi altına almıştı. Kar yerden asla kalkmamıştı. Ben bu durumdan hoşnut olsam da benim kadar şanslı olamayan insanları düşündükçe yüreğim sıkışıyordu. Bu durumu ağabeyime anlattığımda beni dikkatle dinlemiş ve neler yapabileceğimiz hakkında fikirler üretmiştik. Elbette herkese yetişemezdik ama elimizden geleni yapmak istiyorduk. Bu işleri kafamıza göre yapamayacağımızdan ağabeyim resmi işleri halledene kadar bende fikir üretecektim. Biz tüm bunlarla uğraşırken aralık ayı gelmiş ve babam eve adeta bir yıldırım gibi düşmüştü. Babam pamuk kalpli, yumuşak yüzlü bir adamdır. En azından ben onu hep öyle görmüştüm. Eve geldiğinde gördüğüm adam ise çok ama çok farklıydı. Kaşları çatıktı bir kere, gözlerinde öfke ve kırgınlık vardı. Hepimizi kapıda onu beklerken o direkt benim yanıma gelmiş ve sıkıca sarılmıştı. Babaannem bir şey demek için ağzını açmıştı ki babam bakışıyla onu susturdu. Benden sonra da ablam ve ağabeyime sarıldı. Annemi, babaannemi ve dedemi görmezden geldi. Seda’dan Selin’i de yanına alarak bize müsaade etmesini rica etti. Hepimiz salonda oturmuş babamın neler söyleyeceğini merak ediyorduk. Onu büyüten bunca yıl aynı yastığa baş koyduğu karısı bile şaşkındı. Babam hepimizi görebileceği bir noktaya yürüdü. Anne ve babasına kırgın bir bakış attı. Konuşmaya başlamak istiyor ama söyleyeceklerinin etkisinden korkuyor gibiydi. Yüzünde oluşan çizgiler, hafifçe kırlaşan saçları… Babamın saçına kar misali yapışan aklar şimdi salona düşmek üzereydiler. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı babam. -Hayatım boyunca sizi mutlu etmek, memnun etmek ve yüzünüzü yere eğmemek için didindim durdum. Kendi hayatımda üstünde en ufak bir hak iddia etmedim. Şu okul dediniz okudum, bu iş dediniz yaptım. Evlen dediniz evlendim. Git dediniz gittim. Karşılığında sizden özellikle senden tek bir şey bekledim anne. Aile olmak. -O ne demek Kenan? Neler oluyor? -Kontrolü elinden alıyorum anne. Bu demek oluyor. Küçük bir çocukken de genç bir delikanlıyken de sana hep babamı sorardım. Sende bizim için, kardeşlerim için çalıştığını söylerdin. Babamın eksikliğini deli gibi hissetsem de doğru olanın bu olduğunu düşünürdüm. Büyüdükçe arkadaşlarımın ailelerini gördüm ve bunun doğru olmadığını anladım. Ve kendime babam gibi bir baba olmama sözü verdim. Ama yapamadım. Babamdan bile kötü bir baba oldum. Çünkü çocuklarımı senin insafına bıraktım Umay Hanım. Salonda yoğun bir sessizlik hâkimdi; herkes birbirinin nefesini duyarcasına susuyordu. Babamın kelimeleri, duvarlara asılı resimlerin arasından yankılandı, geçmişin ağır hatıralarını gün yüzüne çıkardı. Annem, başını hafifçe eğerek gözlerinden damlayan yaşları gizlemeye çalıştı. Babaannem ise ellerini birbirine kenetleyip, vakur duruşundan ödün vermedi. Ablam ve ağabeyim, sanki bir rüzgârla savrulmuş yapraklar gibi birbirlerine yaklaştılar. Dizlerimin üzerinde ellerim terlemişti, ne söyleyeceğimi bilemeden babama baktım. Babam, biraz daha derinlere çekilmiş gibiydi; konuşmanın her cümlesiyle yıllarca içinde biriktirdiği yükleri hafifletiyor, belki de ilk kez gerçek anlamda kendi benliğiyle yüzleşiyordu. “Beni anlamanızı istemiyorum,” dedi, sesi yorgun ama kararlıydı, “Sadece bilmenizi istiyorum. Herkesin taşıdığı bir suçluluk vardır ama bazı yükler nesiller boyu aktarılıyor. Benim yüküm, annemin ve babamın bana bıraktıklarıyla büyüdü. Şimdi, sizlere başka bir miras bırakmak istemiyorum.” Babamın dudaklarından dökülen her kelime kalp atışlarımı daha da hızlandırıyordu. Ortam öyle sessizdi ki kendi nabzımı ço…

Bölümün tamamını WritePad'de oku