BÖLÜM 3: MAHZEN
Yazar: A. Ela 🌙

İnişleriyle çıkışlarıyla, acısıyla ve tatlısıyla bu hayat benimdi. Ne yaşadıysam ya da yaşayacaksam bunların hepsi kendi kararımla olmalıydı. Ben tek başına bir bireydim ailemin iplerini elinde tuttuğu bir kukla değil. Kabul ediyorum ağabeyim ve ablam kadar yumuşak başlı değildim. Her şey onların istediği gibi olsa da kendi isteklerim için savaşmıştım. Elimden geleni yapmıştım ama her zaman kendimi tamamen serbest bırakmamıştım. Kontrolü hiçbir zaman tam olarak bırakmamıştım. Rest çekebilirdim, ailemi yok sayabilirdim ama sevdiğim kişileri üzmemek için öyle olsun demeyi tercih etmiştim. Ben bunu yapsam da babam arkamda dururdu bundan şüphem yok ama üzülürdü. Bizi koruyamadığını iyi bir baba olamadığını düşünürdü. Ama yanımızda çok olamamasına rağmen elinden geleni yapıyordu. Bizi asıl eksik bırakan kişi her zaman annemdi. İşi, cemiyet hayatı, dışarıdan nasıl göründüğü… Çocuklarının ne hissettiği ne istediği asla umurunda olmadı. Babaannem onu o kadar güzel işlemişti ki bir robottan farksızdı. Tabii ki ne babam ne de biz annemin kariyerini ikinci plana atmasını istemedik, isteyemeyiz. Haddimiz değil ama başarılı bir iş hayatına ek saçlarımı okşayan, başımı dizlerine koyabildiğim bir anne isterdim. Para var huzur yok klişesinde değilim. Çevremizdeki aileler gayet normal hayatlar yaşıyorlar. Sıkıntı tamamen bizimkilerde. Ne zaman ve nasıl olacak inanın bilmiyorum ama bu ailede bir şeylerin değişmek üzere olduğunu hissediyorum. Belki de babamın artık tamamen yanımızda olacağını bilmemden kaynaklıdır. Belki de yakın zamanda hepsinden uzakta sevdiğim işi yapacak olmamdan kaynaklıdır. Ama ağabeyimin söylediği gibi değişim rüzgarları hafif hafif esmeye başlamıştı. Kafamda dolaşan tüm bu düşüncelerin yanında o garip ruh halinden çıkabilmek için kendimi tamamen işime vermiştim. Çalışacağım bölgeyi araştırıyor ulaşabildiğim kadar bilgiye ulaşmaya çalışıyordum. Hatay… Birçok medeniyetin ve inancın beşiği. İnsanlarının sevgi içinde birlik ve beraberlikle kalp kalbe yaşadığı o kadim şehir. Ezan seslerine eşlik eden çan sesleri… Müslüman, Hristiyan o ya da bu diye ayrışmadan sokaklarında sevginin arşa ulaştığı o güzel memleket. Evlerinden yükselen mis kokuları, sokaklarında kuş gibi cıvıldayan çocukların sesleri. Her bir taşı her bir toprağı ile tarih kokan canım Hatay. Yer yer deniz kokusuyla karışık portakal kokusu, yer yer annelerinin sevgiyle pişirdiği içine sevgilerini kattığı mis yemeklerin kokusu… Hatay’ı birçok şehirden ayıran en güzel özelliğiydi ayrışmadan bir arada sevgiyle yaşamaları. Daha önce bizzat gezmemiştim ama çok araştırmışlığım, hikayelerini dinlemişliğim vardı. Sanki içimde bir yerler orayı özlüyordu. Bir şey beni oraya çekiyordu. Güzel günlerde buluşacağız Hatay, biliyorum. Gün boyu planlar hazırlıyor sonra bir kusur buluyor ve sil baştan tekrar yapıyordum. Kaç planı böyle hiç ettim bilmiyorum. Karan ile konuşmam gereken şeyler vardı. Mesele sanat tarihçisine ihtiyaç duyduğumuzda kimle iletişime geçeceğimiz gibi birçok soru mevcuttu. Ama kendisinin günlerdir telefonu kapalıydı. Asistanı dahi nerede olduğunu bilmiyordu. Buhar olup uçmuştu sanki. Ağabeyime ona ulaşıp ulaşmayacağını sormuştum ama bu sorumdan öğrenebildiğim tek şey ne ağabeyi Pars’ın ne de ikizi Karya’nın da nerede olduğunu bilmediği olmuştu. Karan’ın ağabeyi olduğunu biliyordum da ikizi olduğunu bilmiyordum. Bu bilgiyle yüzüm nasıl bir hâl aldıysa karşımda kahve içen ablamın gülme sesiyle düşüncelerimden arındım. -Ne oluyor be! -Yüzünün hâlini görsen anlarsın canım kardeşim. -Ne bileyim ya ikizi olduğunu bilmiyordum Karan’ın. -Nereden bileceksin daha birbirinizi ilk kez göreli 10 gün oldu. Bildiğimiz kadarıyla ikizi çok göz önünde olmayı sevmiyor zaten. Biz de çok görmedik. -Ne bileyim bir garip geldi. Tam ağzımı açıp bir şey diyecekken telefonuma gelen bildirimle dikkatimi oraya verdim. Mesaj Karan’dan gelmişti. Bir süre kendi içine dönmesi gerektiğini söyleyerek bir konum atmıştı. Konuma tıkladığımda buranın ne ofisi ne de okul olmadığını görerek şaşır…