KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI

BÖLÜM 21: HATIRLANAN GÜNAH

Yazar:

KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI - A. Ela 🌙 kitap kapağı
KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI kitap kapağı

Anka Pars Kazı alanında sabahlar genelde toprak kokusuyla başlar; o gün ise içimde tarif edemediğim bir sıkışmayla uyandım. Hava henüz aydınlanmamıştı, çadırların arasında dolaşan rüzgâr sanki bir şeyi haber veriyordu ama ne olduğunu bilmiyordum. Kahvemi bile içmeden masanın kenarına oturmuş, boşluğa bakıyordum. İçimde, henüz adını koyamadığım bir kırılma vardı. Daha olmadan olmuş, söylenmeden duyulmuş bir şey gibi. Bazı günler vardır ya, hiçbir şey olmamıştır ama kalbin sanki yas tutmaya başlamıştır. İşte bu sabah öyleydi. Yankı aradığında, sesindeki o kontrollü sessizlik her şeyi ele verdi. “Anka,” dedi, “Karan’ın annesi… vefat etmiş.” Cümle bittiğinde dünya durmadı, ama benim içimde bir şey yerinden oynadı. Pelin’i hiç tanımamıştım. Adını bile birkaç kez duymuştum sadece. Ama o an, tanımadığım bir kadının ölümü değil, Karan’ın hayatında açılan bir boşluk canımı yaktı. Yanında olmak istedim. İstanbul’a gitmek, o acının kenarında durmak istedim. Ama ellerim toprağa, zihnim kazıya, sorumluluklarım olduğum yere çivilenmişti. Gitmek istediğim yerle durmam gereken yer arasında kaldım. Ve ilk kez, bir his bu kadar doğruyken bu kadar imkânsızdı. Telefon elimdeydi. Ekran karanlıktı ama sanki birazdan kendi kendine aydınlanacakmış gibi bakıyordum. Karan’ın adını düşünmek bile boğazımı sıkıştırıyordu. Aramak istedim. Sadece sesini duymak, nefes aldığını bilmek, “yanındayım” demek istedim. Ama kelimeler zihnimde sıraya girmedi. Onu ararsam, acısını kendime çekmiş olacaktım. Aramazsam, onu yalnız bırakmış olacaktım. İkisinin de bedeli ağırdı. Parmaklarım ekrana dokundu, sonra geri çekildi. Yas, bazen paylaşıldıkça hafiflemez; bazen sadece daha derinleşir. Karan’ın annesini hiç tanımamıştım. Onun ailesiyle samimi değildim. Hayatına uzanıp tutabileceğim bir yerim yoktu aslında. Ama kalbim, aklın çizdiği sınırları tanımıyordu. Yanında olmamam gerektiğini bildiğim hâlde, yokluğumun onu daha çok acıtacağından korktum. Kazı alanı uyanıyordu. Ayak sesleri, uzaktan gelen konuşmalar, metallere çarpan aletlerin sesi… Hayat, bütün hoyratlığıyla devam ediyordu. Ben ise olduğum yerde, iki zamanın arasında asılı kalmıştım. Gitsem işimi yarım bırakacaktım. Gitmesem içimde bir boşluk büyüyecekti. İlk defa, doğru olanla gerekli olan birbirine düşmandı. Telefonu masaya bıraktım. Aramadım. Ama içimden, sessizce, kimseye duyurmadan bir söz verdim. Eğer bu acı gerçekten onun kaderinin bir parçasıysa, benim de kaderime bir iz bırakacaktı. Şu an yanında olamasam bile, bu bağın bir yerinde duruyordum. Görünmez, sessiz ama gerçek. Pencereye yaklaştım. Toprağın üzerinde ince bir sis vardı. Nefes aldım. “Dayan,” dedim içimden, kime söylediğimi bilmeden. Belki kendime, belki ona. Bazı vedalar uzaktan tutulur. Bazı acılar paylaşılmadan da hissedilir. Ve bazı insanlar, hayatına hiç girmemiş olsalar bile, kalbinde ağır bir yer kaplar. O sabah anladım: Yas, sadece ölenle ilgili değildir. Yanında olamadığın yaşayanlar içindir de. Tam o anda telefon titredi. Masada duran cihazın sesi küçük, neredeyse utangaçtı ama odanın içindeki her şeyi susturmaya yetti. Kalbim, ondan önce davrandı. Ekrana bakmadan kimin olduğunu biliyordum. Bazı isimler, çağrı beklemez; içini yoklar. Karan. Bir an açamadım. Parmaklarımın ucunda garip bir uyuşma vardı, sanki ekrana dokunursam her şey gerçek olacak, geri dönüşü olmayacaktı. Oysa zaten olmuştu. Ölüm, onay beklemezdi. Derin bir nefes aldım ve telefonu kulağıma götürdüm. - “Anka,” dedi. Tek kelimeydi ama sesi tanıdığım Karan’a ait değildi. Daha derinden, daha boş bir yerden geliyordu. Sanki konuşmak için değil, düşmemek için arıyordu. - “Buradayım,” diyebildim sadece. Söylenecek başka doğru cümle yoktu. Bir süre konuşmadı. Hatta hattın kesildiğini sandım. Sonra nefesini duydum. Düzensiz, zor tutulan bir nefes. - “İstanbul’dayım,” dedi. “Mezarlıkta.” İçimde bir şey yer değiştirdi. Gitmediğim yol, binmediğim uçak, dokunamadığım omuz bir anda ağırlaştı. - “Yanına gelmek istedim,” dedim, sesim düşündüğümden daha kısıktı. “Ama—” - “Biliyorum,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku