BÖLÜM 2: İKİ YABANCI
Yazar: A. Ela 🌙

Her insanın bu dünyaya bir geliş amacı olduğu söylenir. Ve her şeyinde bir zamanı olduğu tüm sırrında sabretmekte olduğu ama bu ne kadar doğrudur bilen yok sanırım. Bu konuya birçok bakış açısıyla yaklaşabilirsiniz. Sınanmak, öğrenmek vb. ama asıl soruyu herkes es geçiyor. Daha kimsenin kendisine bu soruyu sorduğuna şahit olmadım. Bu zamana kadar kaç insan gerçek anlamıyla dünyaya geliş amacını buldu? Etrafınıza iyice bakarsanız herkes hayatını bıraktığını ve sürüklenip gittiğini söyler size, her şeyden yorulduğunu akışına bıraktığını, gücü kalmadığını. Bir düşünsenize gerçekten kaç kişiden “Ben bu hayatı tam olarak yaşadım be!” sözünü duydunuz? Öyle ya da böyle herkesin kendince içinde yarım kalanları vardır. Hiçbir zaman hiçbir koşulda tamamlanmış hissedemeyiz. Son nefesini vermek üzere olan birine sorun bakalım size ne söyleyecek? Eğer bana şu an biri bu soruyu sorsa anlatacaklarım destan olabilir sanırım çünkü hayatım hiçbir zaman bana ait olmadı. İstediğim mesleği yapıyor gibi görünsem de onda bile başkalarının imzası var. Her zaman her şeyin en doğru olması için çabalamaktan yoruldum mesela. Gülerken, ağlarken, hastayken uymam gereken kurallar olmasından bıktım. O an içimden geldiği gibi yaşayamamaktan, yediğim yemekten içtiğim suya kadar hesap veriyor olmaktan çok sıkıldım. Yaşıtlarım gibi olmak istiyorum. Arkadaşlarımla dışarı çıkıp dilediğim gibi eğlenmeyi, tatile gitmeyi hatta aşk acısı çekmeyi. Bana kendimi robot gibi hissettirmekten ziyade insan olduğumu hatırlatacak şeyler yaşamak istiyorum. Çünkü bir evden ziyade robot fabrikasında yaşıyor gibiyim. Bu evde ben hariç kimsenin yüzünden duygularını okuyamazsınız. Ağabeyim ve ablamın sadece patlama noktasındaysa gözlerinden belli olur. Onun dışında ne yüzlerinden ne bakışlarından hiçbir şey anlayamazsınız. 3 gün önce ağabeyimin babaannem ve anneme karşı çektiği isyan bayrağı konuşmasında dahi iki kadının da yüzleri duvar gibiydi. Kızgın mı kırgın mı anlayamıyordunuz. Ağabeyimin ise sadece gözleri parlıyordu, biriken gözyaşlarından dolayı. Annem ve babaannem ise buzdağı gibi duruyorlardı. Bir insan nasıl bu kadar duygusuz olabilir benim aklım almıyor. 3 gündür odamdan dışarı çıkmamıştım. İlk gün yataktan çıkacak mecalim bile yoktu orası ayrı. Babaannem bu duruma bir şey söylemek için odama gelse de hemen ardından ağabeyim peşinden gelmiş ve odamdan çıkarmıştı. Yankı bu sefer çok kararlıydı. Ki bu sefer tek kararlı olan o değildi. Bugün sabah babam, dedemi arayıp aralık ayının başında temelli dönüş yapacağını söylemiş ve dedem itiraz dahi edemeden telefonu kapatmıştı. Ruhumun en derinlerinde bir şeyler hissediyorum. Çok yakında büyük olaylar olacak gibi hissediyorum. Her şey öyle bir değişecek ki bugünleri mumla arayacaksın Anka diyor. Dört bir tarafımda esen değişim rüzgarları ruhumu titretiyor. Penceremin önünde oturmuş yağan karı ve karanlıkta parıldayan köprüyü izliyorum. O gün onu gördüğümden beri hayatım allak bullak olmuş durumda. Uykularım kabuslarla dolu. Hep aynı şeyi görüyorum. Alevlerden oluşmuş bir Anka kuşu gözlerini dikmiş bana bakıyor. Ruhumun en derinine. Kan ter içinde açıyorum sonra gözlerimi. Bu yaşıma kadar hiç böyle şeyler yaşamamıştım. Sanki içimde bir yerlerde bir şeyler yanmaya başladı ama ben ne olduğunu bile bilmiyorum. Sadece içimle beraber beni de kavuruyor onu biliyorum. Gözlerimi kar yağışıyla daha da tablolaşan İstanbul manzarasından ayırıp tabletimden kazı planlarını yapmaya başladım. Biliyorum çok erken, oraya gidene kadar ayrı gidince ayrı bin kere değişecek ama yapmam lazım. Eğer bir şeylerle uğraşmazsam kafamın içindeki sesler ve düşünceler beni delirtecek. Önümdeki dosyalara, kazı yapacağım bölgeye ayrı bilmem kaçıncı kez bakıp birçok alternatifi olan bir plan hazırladım. Sonrasında ekibime alınmak için yapılan başvuruları inceledim. Başvuruları yapanların hepsi benden çok çok daha deneyimliydi. Kaçıncı projeleri olacaktı. O sırada yüksek lisans diplomamla ilk işinden onların şefleri olan ben. Çoğu iyi yerlerden mezun olmuş ve iyi…