KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI

BÖLÜM 19: UYANAN ŞEY

Yazar:

KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI - A. Ela 🌙 kitap kapağı
KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI kitap kapağı

ANKA’DAN Ablamın dizinden kayıp yatağa nasıl geçtiğimi hatırlamıyorum. Uyandığımda oda sessizdi; ışık kapalı, perdeden sızan sokak lambası solgun bir çizgi bırakmıştı duvarda. Bir an nerede olduğumu anlamakta zorlandım. Sonra içimdeki o tanıdık sıkışma… Göğsümde ağır bir taş gibi duran his geri geldi. Uykuda bile peşimi bırakmıyordu. Mutfak köşesine geçip dolaptan bir şeyler çıkardım. Soğuk bir elma, birkaç bisküvi. Açlıktan çok, uyanık kalmak için yedim. Çiğnerken aklımda tek bir şey vardı: kaçmak mı, kalmak mı? Televizyonu açtım; rastgele bir film, tanıdık bir ses, tanıdık bir ritim. Ekrandaki hayatın benimkinden habersiz akmasına ihtiyacım vardı. Koltuğa kıvrıldım. Battaniyeyi omuzlarıma çektim. Film ilerledikçe görüntüler birbirine karıştı. Sesler yumuşadı. Gözlerim ağırlaştı. Son düşündüğüm şey, bunun sadece yorgunluk olduğu fikriydi. Sonra uyku beni aldı. Aynanın karşısındaydım. Ama bu bir oda değildi; sınırları belirsiz, ışığı garip bir mekândı. Aynaya baktığımda kendimi gördüm—ama tanıdığım hâlimi değil. Gözlerim daha derindi, duruşum daha kararlı. Sanki biri beni benden önce seçmişti. Arkamda bir hareket hissettim. Karan. Dokunmadı. Ama varlığı, tenime değmiş gibi yakındı. Nefesi omzumda geziniyor, aynadaki yansımam onun bakışıyla şekil değiştiriyordu. Kendimi ilk kez, birinin gözünde gerçekten var hissediyordum. Güzel ya da güçlü olduğum için değil—istenir olduğum için. Aynadaki ben, bunu biliyordu. Tam konuşacakken mekân değişti. Bir adım attım ve karanlık bir koridorda buldum kendimi. Duvarlar dar, hava sıcak. Bir şeyden kaçıyordum ama ne olduğunu bilmiyordum. Kalbim hızlı atıyordu; korkudan değil… karardan. Ve sonra ona çarptım. Karan’ın kolları beni tuttu. Sert değildi; ama kaçamayacağım kadar gerçekti. Göğsüne yaslandığımda kalbinin ritmini hissettim. Bu kucaklama rahatlatmadı—daha da derinleştirdi içimdeki yangını. Sanki bütün sorularım bir anda anlamını yitirmişti ama bedeli ağırdı. - “Burada olmamalıyız,” diye düşündüm. Ama bedenim bunu umursamıyordu. Başımı kaldırdım. Göz göze geldik. Konuşmadı. Konuşmasına gerek yoktu. Bakışı her şeyi söylüyordu: İstersen bu an gerçek olur. Ama geri dönüşü yok. Ellerim istemsizce ceketinin kumaşına tutundu. Yaklaştık. Nefeslerimiz birbirine karıştı. Dudaklarımız neredeyse… Ve tam o anda, aynadaki ben geri döndü zihnime. Kendimi onun gözlerinden gördüm bir kez daha. Güçlü. Kırılgan. Yanlış zamanda doğru yerde. Doğru insanda ama yanlış hayatta. Bu düşünceyle uyandım. Uyandığımda odada garip bir sessizlik vardı. Film çoktan bitmiş, ekran kararmıştı. Koltuğun kenarında bıraktığım battaniye omuzlarımdan kaymış, boğazımda hafif bir kuruluk hissi kalmıştı. Rüyadan geriye, kelimelere dökemediğim ama bedenimde yankısı süren bir ağırlık kalmıştı. Karan’ın sesi yüzü bu kez geçmişten değildi. Bugündü. Gerçekti. Ve bu, her şeyden daha ürkütücüydü. Ayağa kalktığımda dizlerimde hâlâ uykunun sersemliği vardı. Dolaptan bir şeyler atıştırdım; tatsızdı, fark etmedim bile. Zihnim hâlâ rüyadaydı. Gördüğüm yer netti: dar bir geçit, taşın soğukluğu, sanki nefes alan bir karanlık. En kötüsü de şuydu—rüyada gördüğüm şey bir his değildi. Bir yerdi. Telefonun sesi o an odayı yardı. Önce irkildim. Sonra kalbim hızlandı. Bu saatte kimse aramazdı. Ekranda Haluk Hoca’nın adı yanıp sönüyordu. - “Anka,” dedi, sesi normalden daha kısık ama sertti. “Hazırlan. Hemen kazı alanına geçiyoruz. Acil.” Ne olduğunu sormadım. Çünkü içimde bir yer zaten biliyordu. Kazı alanına vardığımızda yağmur dinmişti ama toprak hâlâ nefes alıyordu. Islaklık sadece zeminde değil, havadaydı; ağır, bastıran bir koku gibi. Projektörlerin ışığı çamurun üzerinde kırılıyor, gölgeler olması gerekenden uzun düşüyordu. Güvenlik şeritlerini, fazlalık gibi duran kalabalığı, kimsenin yüksek sesle konuşmayışını fark ettim. Sanki herkes aynı şeyi hissediyordu: burası artık bir kazı alanı değildi. Haluk Hoca dizlerinin üzerine çökmüştü. Eldivenli elleriyle toprağın içinden çıkan şeyi incelerken yüzündeki ifade… Onu daha önce hiç böyle görmemişt…

Bölümün tamamını WritePad'de oku