BÖLÜM 18: ISLAK SESSİZLİKLER
Yazar: A. Ela 🌙

Yağmur, otelin camına usul usul vuruyordu. Ne aceleciydi ne de durmaya niyetli. Sanki burada kalmaya karar vermişti. Tıpkı benim gibi. Asena montumu sandalyenin arkasına astı, ıslak saçlarıma baktı. Bir şey söylemedi. Ben de söylemedim. Sessizlik aramızda asılı duruyordu ama rahatsız edici değildi; çocukluğumuzdan kalma, tanıdık bir sessizlikti bu. Konuşmadan da anlaşabildiğimiz zamanlardan. Yatağın kenarına oturdum. İçimde bir ağırlık vardı; sanki az önce yağmurun altında ıslanan sadece saçlarım değildi. Düşüncelerim de su çekmişti, ağırlaşmıştı, nereye basacağımı bilemiyordum. Ne oldu bana? Bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar çok şey hissettim? Asena pencerenin önüne geçti, perdeyi biraz araladı. Yağmur hâlâ yağıyordu. Uzun uzun baktıktan sonra konuştu. - “Yağmurun altında durman,” dedi yavaşça, “kendini sakinleştirmek için değildi.” Başımı kaldırdım. Gözlerim istemsizce ona kaydı. - “Kendinden kaçıyordun.” İçimde bir şey yerinden oynadı. İtiraz edebilirdim. Etmedim. Çünkü haklıydı. - “Ben…” diye başladım ama devamı gelmedi. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Nasıl anlatılır ki? İlk defa bu kadar çıplak, bu kadar savunmasız hissetmek… İlk defa birine bu kadar yaklaşmış olmak. Asena yanıma oturdu. Omuzlarımız değmedi ama varlığını tüm hücrelerimde hissettim. Abla olmak buydu işte; dokunmadan da tutabilmek. - “Anka,” dedi, adımı yumuşak ama net bir tonla söyleyerek. “Bana ‘her şey yolunda’ deme. Yolunda olsaydı yağmurun altında durmazdın.” Gözlerimi yere indirdim. Parmaklarım çarşafın kenarını buruşturdu. Koşmak istedim. Ama korktum. Ve bu ikisi aynı anda oldu. - “Korkuyorum,” dedim sonunda. Sesim düşündüğümden daha kısıktı. “Hissettiklerimden korkuyorum.” - “Kimden?” diye sordu. Bir an duraksadım. - “Kendimden.” Asena derin bir nefes aldı. Sanki bu cevabı bekliyordu. - “Bazen,” dedi, “insan birine değil, kendi değişimine çarpar. Can acıtan da odur.” Sustum. Çünkü içimde bir şeyin değiştiğini ben de hissediyordum. Eskisi gibi değildim. Daha kırılgan ama garip bir şekilde daha canlıydım. - “Peki ya bu hisler,” dedim, kelimeleri tartarak. “Gerçek değilse? Ya sadece son zamanlarda yaşadıklarımın bir yansımasıysa? Güvenebileceğim tek insana tutunuyorsam?” Asena başını hafifçe yana eğdi. Bana baktı. Bu bakışta yargı yoktu. Sadece deneyim vardı. - “Aşk bazen böyle başlar,” dedi. “Bazen de böyle sanılır. Ama ikisinin arasındaki farkı hemen anlamak zorunda değilsin.” Ama ya yanlış bir şey yaparsam? Ya bu, işimi, hayatımı, ailemi etkilerse? Ya annem… Düşüncelerim üst üste binmeye başlamıştı. İçimdeki sesler birbirine karışıyordu. Asena elini dizimin üzerine koydu. İlk defa dokundu. - “Yavaşla,” dedi. “Şu an geleceğin bütün ihtimallerini aynı anda taşımaya çalışıyorsun. Kimse bunu yapamaz.” Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü bu bir ağlama anı değildi. Bu, bir durma anıydı. - “Hissettiğin şey,” dedi biraz daha net bir sesle, “seni korkutuyor diye yanlış olmaz.” Sonra o cümleyi söyledi. Odanın içinde, yağmurun sesiyle birlikte asılı kaldı. - “Yanlış his diye bir şey yoktur,” dedi kararlı bir sesle. “Yanlış zaman, yanlış koşul olabilir. Ama his… sadece vardır.” O cümleden sonra odada bir süre sadece yağmur konuştu. Camdan süzülen damlalar, içimde birikenleri dışarı taşır gibi ağır ağır akıyordu. Asena elini çekmedi. O temas, sanki beni burada tutan tek şeydi. - “Bazen,” dedim sessizce, “bir şeyi istemekle ona hazır olmak aynı şey değilmiş gibi geliyor.” Sözler ağzımdan çıktığı anda kendime yabancılaştım. Bu kadar dürüst olabildiğimi bilmiyordum. Asena başını hafifçe salladı. - “Değil,” dedi. “Ama kim dedi ki aynı olmak zorunda?” İçimden bir gülümseme geçti; buruk, yorgun bir gülümseme. Ben hep hazır olmadan bir şeyleri doğru yapmaya çalıştım. Belki de ilk defa sadece hissettim. - “Onun yanındayken,” dedim, gözlerimi pencereye dikerek, “her şey susuyor. Sorularım bile. Ama yalnız kalınca… hepsi geri geliyor. Daha yüksek sesle.” Asena derin bir nefes aldı. - “Çünkü yalnızlık dürüsttür,” dedi. “Yanındayken sakladığın ne varsa, karşına diker.”…