BÖLÜM 15: HAYAL Mİ GERÇEK Mİ?
Yazar: A. Ela 🌙

Sabahın serinliği henüz şehri uyandırmamıştı. Toprak yolun tozunu solurken nefesimi derin derin alıyordum. İki gün önce bayıldığım an hâlâ zihnimin en keskin köşesinde çınlıyordu. Broş… parmaklarımın ucuna değdiği o an içimi saran o tuhaf sıcaklık ve geçmişten gelen yankılar… Acaba gerçekten olmuş muydu, yoksa kafam mı bana oyun oynuyordu? Ellerim hâlâ hafifçe titriyor, ama bu sefer kendimi kaybetmeye niyetim yoktu. Kazıya gitmek, normal rutini sürdürmek, kendimi toparlamanın bir yoluydu. Yolda ilerlerken ağaçların gölgeleri ve taşların arasından yükselen güneş ışıkları bana o günü hatırlatıyordu. Her adım hem heyecan hem de hafif bir korku yaratıyordu içimde. Broş hâlâ zihnimdeydi; sanki orada, gölgeler arasında beni bekliyordu: “Beni çözmeden geçemezsin,” diyordu. Kendi kendime fısıldadım: - “Bu kazı… sadece geçmişi gün yüzüne çıkarmakla ilgili değil. Kendimi sınamakla da ilgili.” Güneş biraz daha yükseldi ve yolun tozu altın rengine boyandı. İçimde bir enerji vardı hem merak hem bilinmezlik hem de bayıldığım anın bıraktığı hafif sarsıntı. Zihnimde broşun kuş, hilal ve ateş motiflerini tekrar tekrar gözden geçiriyordum. Durakladım ve derin bir nefes aldım. Kazı alanına ulaştığımda her şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Geçmişle bugünü, lanetli buluntuları ve kendi sezgilerimi bir araya getirmek zorundaydım. İçimde tek bir soru yankılanıyordu: - “Bu kazıda ne bulacağım ve kendimde neyi keşfedeceğim?” Nefesimi tazeledim ve adımlarımı hızlandırdım. Ufukta hendekler, kazı alanı ve ekibin çalıştığı görüntüler beliriyordu. Hazırdım hem tarihî sırları hem de kendi sınırlarımı çözmek için. Kazı alanına giden toprak yolda yürürken sabahın serinliği hâlâ üzerimdeydi. Ellerimdeki broş, hafifçe titriyordu. İçimde bir merak vardı ama aynı zamanda tuhaf bir tedirginlik… sanki görünmez bir göz üzerimdeydi. Patikanın köşesinden yaşlı bir teyze çıktı. Sararmış saçlarını başörtüsünün altına sıkıştırmış, bastonuna dayanarak ağır adımlarla ilerliyordu. Ama o sıradan bir teyze değildi; gözlerinde yılların birikimi, yüzünde ise Hatay’ın kadim sırlarından haberdar bir bilgelik vardı. Beni fark edince durdu, bakışları broşa takıldı. Derin bir nefes aldı ve sesi ciddi bir uyarı gibi titredi: - “Evladım ne tutuyorsun elinde?” - “Bir… buluntu. Kazı alanında çıktı,” dedim, broşu sıkıca kavrayarak. Teyze dudaklarını büzdü, gözleri daha da keskinleşti. - “Hım… o broş, basit bir süs eşyası değil. Eski zamanlardan kalma, lanetli bir güç taşıyor. Toprağa gömülmüş, yıllarca sessiz kalmış ama sen dokunduğun anda uyanacak. Hatay’ın bu toprakları mistik; bu tür şeyleri hissedebilen insanlar var. Sen… çok dikkat etmelisin.” Kalbim hızla atmaya başladı. “Lanet mi… ciddi misiniz?” - “Ciddi evladım,” dedi teyze, bastonunu yere hafifçe vurarak. “Bu broş geçmişi ve geleceği açığa çıkarabilir. Yanlış ellerde, aceleyle kullanılırsa… felaket getirir. Kalbinin sesini dinle; acele etme, öfkeye kapılma. Bu, sadece bir eşya değil, uyarı ve sınavdır. Eğer yolun düşerse bir dereye veya göle, bırakma gücü seni yutar.” Gözlerim broşun üzerindeki kuş, hilal ve ateş motiflerine kaydı. Sanki teyze bana bakarken broş kendi iradesiyle hafifçe titreşti. Korku ve merak birbirine karıştı. - “Ve bir şey daha,” dedi teyze hafifçe eğilerek, sesi neredeyse bir fısıltıya dönüştü, “Bu broş senin niyetine göre tepki verir. Açgözlülük, sabırsızlık ya da öfke… hepsi seni ve çevrendekileri tehlikeye atar. Hatay toprakları bunu bilmeyenleri affetmez.” Başımı salladım, broşu daha sıkı tuttum. İçimde hem korku hem de kararlılık vardı. Teyze yoluna devam ederken ben derin bir nefes aldım ve kazı alanına doğru yürümeye devam ettim. Kendi kendime fısıldadım: Bu kazı sadece geçmişi gün yüzüne çıkarmakla ilgili değil. Aynı zamanda kendi sezgilerimi, cesaretimi ve Hatay’ın kadim sırlarını sınamakla ilgili. Eğer dikkat etmezsem bu broş bana zarar verecek. Broş elimde, ağır bir yük gibi duruyordu. Ama bırakmak mümkün değildi. İçimdeki merak ve sorumluluk, korkumu bastırıyordu. Kazı alanına varmam…