KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI

BÖLÜM 12: BİR AİLE KAHVALTISI

Yazar:

KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI - A. Ela 🌙 kitap kapağı
KAYIP UYGARLIĞIN KANATLARI kitap kapağı

KARAN PUSAT Geceyi kendi evimde geçirmiştim. Hatay’ın sıcak taşları, Asi Nehri’nin kıvrımları, Anka’nın sessiz bakışları hâlâ gözlerimin önündeydi. İstanbul’un sabahı soğuk ve griydi; arabamın camından bakarken, şehir sessizce uyanıyor, ama içimdeki karmaşa sessizliği deliyordu. Kahvaltı için aile evine gidiyordum. Onlar, yıllardır bildiğim sıcaklıkta ama bir o kadar da mesafeli bir düzenle oturacaklardı. Derin bir nefes aldım. Artemis… artık yoktu hayatımda. Ve bir sır daha vardı, sadece Anka’nın bildiği bir yük: çocuk sahibi olamayacağım gerçeği, obstrüktif Azoospermi tanısı. Bunu paylaşmak zorundaydım. Sessizliği, bilinmezliği sürdürmek artık imkânsızdı. Arabayı park ettim. Kapıdan içeri adım attığımda evin lüksü gözlerimi aldı: mermer zemin, bronz avizeler, her şey bir gösteriş ama benim kırılganlığımı silemezdi. Ailem masadaydı; annem, babam, ikiz kız kardeşim, ağabeyim ve eşi, çocuklarıyla birlikte… Sessizce beni süzüyorlardı. -Günaydın, dedim, sesim alışılmıştan daha sert, kahve fincanımdan çıkan buharı izlerken kendi kalbimi sakinleştirmeye çalışarak. Annem, o bildik meraklı bakışlarıyla bana döndü: -Artemis aramadı mı bu sabah? Kalbim bir an durdu. Hafif bir gerginlik, uzun zamandır bastırdığım hislerin yüzeye çıkmasını engellemek ister gibi. Nefesimi yavaşça verdim ve söyledim: -Evet… Biz ayrıldık. Sessizlik çöktü. Ağabeyim kaşlarını kaldırdı, ikizim gözlerini kısarak bakışlarını bana çevirdi, babam derin bir nefes aldı. Sessizliği bozmak gerekirdi; ağırlığını hissettiğim diğer gerçeği de paylaşmalıydım: -Ve ayrıca bir şey daha var. Doktor bana obstrüktif Azoospermi tanısı koydu. Yani çocuk sahibi olmam mümkün değil. Masadaki hava bir anlığına değişti. Anlamaya çalışıyorlardı, ama doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyorlardı. Ağabeyim hafifçe başını salladı, eşi ellerini dizlerinin üzerinde tuttu. Babam sessizce fincanını kaldırıp nefes aldı; annem gözlerini gözlerimden ayırmadı. İçimde tuhaf bir rahatlama vardı; konuşmuş olmanın ağırlığı biraz hafiflemişti, ama kırılganlık hâlâ dimdik duruyordu. Hatay’da Anka ile yaşadıklarım, gözlerindeki sessiz merak… Hepsi bir anda zihnimde yankılandı. Bir parça korku, bir parça huzur, hepsi iç içe geçmişti. -Biliyorum, zor bir haber,” dedi babam sonunda, sesi derin ve ölçülü. -Ama sen bizim oğlumuzsun ve bu seni bizden ayırmaz. O an, Hatay’dan dönerken içimde taşıdığım karmaşa ile bu sabahın lüks masası arasında bir köprü kuruldu: hem geçmişi hem geleceği birlikte taşıyabileceğim bir an. Sessizlik yeniden çöktü, ama artık ağırlığı hafifçe farklıydı; artık yalnız değildim. Masadaki sessizlik uzun sürdü. Çatal sesleri, fincanların hafifçe masaya vurması… Bunlar, sözcüklerin yerine geçmişti. Ben derin bir nefes aldım, gözlerimi masanın yüzeyine diktim, ama kafam hâlâ düşüncelerle doluydu. Hatay’da Anka ile yaşadığım dört gün… onun sessizliği, bakışları, sözleri… Hepsi bir ağırlık gibi omuzlarımda duruyordu. Annem sessizliği bozdu: -Ne zaman öğrendin, Karan? Sesi nazik ama dikkatliydi, bir merak ve endişe karışımı. -Geçen hafta. Ayrılık ve tanı hemen peş peşe geldi. Hazır değildim paylaşmaya. Babam başını hafifçe salladı, gözleri masanın üzerinde dolaştı. -Zor bir dönem… Ama bilmeni isterim ki, biz ailen olarak seni yalnız bırakmayacağız. İkizim, hafifçe öne eğildi, sesi yumuşaktı ama doğrudandı: -Ama… duygularını paylaşman iyi oldu. Bazen sessiz kalmak, yükü daha ağır yapar. Ağabeyim ve eşi kısa bir bakışla birbirlerine baktı, sonra bana döndüler. -Kendi yolunu bulman gerek, kardeşim. Ama biz buradayız,” dedi ağabeyim, sesinde hafif bir sıcaklık vardı. İçimde karmaşık bir hissin dalgalandığını fark ettim. Bir yandan rahatlamıştım, kendi kırılganlığımı onlara göstermiştim; bir yandan da hâlâ Hatay’da Anka ile yaşadığım şeylerin gölgesi vardı. Sessizlik, artık ağır bir yük değil, dikkatli bir bekleyişe dönüşmüştü. -Anka ile ilgili… diye başladım, ama sonra sustum. Bu konu hâlâ özel olmalıydı; onlar bilmek zorunda değildi. Sadece kendime saklamam gereken bir sıcaklık vardı, Hatay’ın taş…

Bölümün tamamını WritePad'de oku