BÖLÜM 1: BÜYÜK PATLAMA
Yazar: A. Ela 🌙

İnsanlık var olduğu andan itibaren hep var olma çabası içerisinde oldu. Bilmediği her şeyden önce korktu sonra onu öğrendi, onu alt etmeyi ya da kontrol etmeyi öğrendi ve mutlak kazanan olma yolunda emin adımlarla ilerledi nihayetinde de mutlak kral insanlık oldu. Zaman ilerledi, insanlık bilgilerini sonraki nesillere aktardıkça daha da güçlenen insanlığın korkusu bilmediği şeylerden elde edemediği şeylere kaydı. Elde edemedikçe korktu, korktukça hırçınlaştı ve hırçınlaşınca dünyada kötülük var olmaya başladı. Elde edemediklerinden korktu çünkü elde edemediği için kendisini güçsüz hissetti. Eskiden hayatta kalmak amacıyla yanıp tutuşurken şimdi tek derdi zengin olup lüks evlerde eli sıcak sudan soğuk suya değmeden yaşamak oldu. Böyle yaşamadığında kendisini aciz hissetti… Sanki kendisi değildi asırlar önce ağaç ve mağara kavuklarında yaşayan ama zaman işte, zaman çok şey eksiltiyor doğru ama zaman en çok insanlığın insan tarafını götürüyor. Bunları ben söyleyince komik geliyor belki size ya da içinizden “Sana ahkâm kesmek kolay tabii küçük hanım” diyorsunuz belki ama zengin olmak hiç de öyle sandığınız gibi güzel, eğlenceli ya da kolay değil. Ah! Pardon biz tanışmadık henüz değil mi? Ben Anka Pars, Pars Holdingler zinciri sahibi Hüseyin Pars’ın en büyük oğlu Kenan Pars’ın en küçük kızı. Çocukluğunu istediği gibi yaşayamamış, genç kızlığa adım attıktan sonra cehennemi başlamış olan Anka. 18 Eylül 1996 tarihinde Marsilya’da dünyaya geldim çocukluğum ağabeyim ve ablam ile orada geçti. Babam Pars Holding’in Marsilya’daki mimarlık şubesini kuruyordu çünkü annem ise buranın önde gelen modacılarındandı. Türkiye’ye dönüşümüz ile hayatımız alt üst olmuştu çünkü Marsilya’da sadece annemin bizim üstümüzde kurduğu “Siz Pars ailesi mensubusunuz herkes gibi olamazsınız” baskısı vardı ama dönünce babaannem Umay Hanım’ın da bu konudaki baskıları devam etti. Dönüş yaptığımızda abim 22, ablam 20, ben ise 16 yaşındaydım. Ağabeyim Jeoloji mühendisliğini bitirdiği için hemen bu alanda bir şirket kuruldu ve başına geçirildi, ablam tıp okuyordu tam teşekküllü bir hastane kurma hazırlıkları derhal başlatıldı ama ne ağabeyim ne de ablam kendi istedikleri bölümleri okumamıştı “aile şerefine” yakışacak bölümlerdi okudukları. Ben ise henüz lisede olduğum için sadece özel okulda aldığım eğitime ek her dersten özel dersler, at binme, yüzme ve tenis dersleri alıyordum. Ne olacağım konusunda ise tartışmalar şimdiden başlamıştı ama ben arkeolog olmak istiyordum, bu konuyu abime anlattığımda bana istediğim bölümü okuyacağıma dair söz verdi ve sözünü de tuttu. Dedem ve babaannemi “Madem ailemizin soyu krallıklar dönemine kadar gidiyor o kadar soyluyuz bırakın Anka ortaya çıkarsın hem böylece ülkemize her alanda katkıda bulunmuş oluruz” diyerek onları ikna etmişti ama madem böyle bir bölümde okuyacaktım en iyisinde okumalıydım tabii ki. Üniversite sınavı sonrası kendimi İngiltere’de Oxford Üniversitesinde buldum, İngiltere’de olsam da “Sen bir Parssın hareketlerine dikkat et” baskısı asla gitmedi. Ne bir sosyal hayatım vardı ne de bir ilişkim kampüs ve evim arasında mekik dokuyordum. Son senem de gelen “Yüksek Lisans yapacaksın” emri ile bu sefer de Cambridge Üniversitesinde buldum kendimi. Yüksek Lisansımı da tamamlayıp 2020 yılında ülkeme nihai girişimi yapabilmiştim. Tabii ben gelmeden işim hazırlanmış reklamı bile yapılmaya başlanmıştı. Birileri aile büyüklerime bizlerin birer insan olduğunu söylemesi lazım ama kimse de o yürek yoktu tabii ki. Bu işte bir ortağımız vardı tabii ki çünkü bu alan ailemin deneyimsiz olduğu bir alandı “Pusat Holding” yüzde 45 hisse ile bu işe ortak olmuştu ama ne ben ne de bu iki aile bu anlaşmanın hayatlarımızı baştan aşağı değiştireceğini bilmiyordu, bilemezdi de zaten. Kazısını yapmaya gideceğim alan Hatay’dan başlayacaktı oradan elde ettiğim verilerle ne tarafa ilerleyeceğime pardon ilerleyeceğimize karar verecektik. Ben işin kazı kısmında ortağım ise bulduğum verileri araştırarak tarihle bağıntısını ve önemini ortaya çıkara…