Bölüm 5
Yazar: Zeyn

Göksel - Sen Orda Yoksun 5.Bölüm - Aşk ve Gurur Bir sahil köşesinde denizin mis kokusunu içine çekmek gibi seni sevmek. Düne rağmen bugünün iyi geçeceğine inanmak gibi. Bütün o geçmişe rağmen yarınına umut etmeyi hiç bırakmamak gibi. Oysa, kalbimin esiri olan sen... Nasıl olur da bu kadar yer edinebildin hayatımda? Ve ben ne zaman seni çıkarmayı denemekten vazgeçtim? Bir sahil kenarındaydım. Denizin kumu ayaklarıma batıyordu. Rüzgar saçlarımı uçuştururken parmaklarımı sımsıkı tutan kemikli bir el hissettim tenimde. Daha sonra bir ses duydum. "Gitme," dedi tanıdık bir ses. Kaşlarım çatıldı ama başımı döndürüp de bakamadım. Ardından kıyıya çarpan hafif dalgalar yükselmeye başladı. Bağırmak istedim ama dudaklarım kıpırdamadı. Geriye çekilmek istedim ama bacaklarım bir an olsun oynayamadı. Ve her şey dağıldı. Deniz kumu yok etti. Okyanus elimi tutan bedeni ve bedenimi içine hapsetti. "Pera." Çok yakınımdan gelen sesle gözlerim kendiliğinden açıldığında kollarımın arasına gömdüğüm kafamı yukarı kaldırdım. "Sonunda," diyen az önceki konuşan kişinin sesini tekrar duyduğumda gözlerimi kırpıştırdım. "İyi misin?" dedi Ülkü hoca. "Çağırdım birkaç kez ama sen uyanmayınca bir şey oldu sandım." "İyiyim," dedim, uyku mahmurluğundan kısılan sesimle. "Teşekkür ederim." Elindeki kağıdı bana uzattığında, "Fizik sınavının sonucu," dedi. "Kontrol ettikten sonra bırakırsın masama." Kafamı salladığında gülümseyip sınıftan çıktı. O ana kadar fark etmemiştim ama sınıfta kimse yoktu. Herkes gitmişti. Ve ben fizik dersi boyunca sadece dinlendirmek için sırama yasladığım kafam ile uyuya mı kalmıştım? "Basketbol maçı için tribünlere çıktı herkes, sen daha uyu..." diyerek beni bu mantıksızlıktan kurtaran iç sesime teşekkür ettim ilk defa. İlk defaydı çünkü ilk defa işime yaramıştı. Önümdeki kağıdı ön yüzeyine çevirip aldığım puana baktığımda çok da şaşırmamıştım. Çünkü fizik dersim ne kadar çalışırsam çalışayım hep berbat gelirdi ve ben sınavdan kırk beş almıştım. Kırk beş. Derin bir nefes alıp ayağa kalktığımda kağıdı öğretmenler masasının üstüne koyup sınıftan çıktım. Koridorda yürürken ellerimle dağılan saçlarımı düzeltip arkaya gönderdim. Basketbol sahasına girdiğimde bütün o sessizlik bir anda sonra erip kargaşaya dönüştüğünde yüzümü buruşturdum. Tribünlere merdivenler aracılığıyla ulaştığımda en arkaya yakın bir boşluk bulup oturdum. Bakışlarım sahanın ortasında gezindiğinde maçın çoktan başladığını ve duvara sabitli koca ekrandan son periyotta olduklarını anladım. Onun olduğu takım öndeydi. Ve bu gidişle kalan son dakikalarda bir aksilik çıkmazsa kazanacakları da belliydi. Gözlerim onu ararken bulduğunda aynı anda topun ona gidişini ve ardından bir basket atışını izledim. Her şey de bu kadar iyi olmak zorunda değilsin, Vardar. Tribün bir anda onun basket atışıyla havalanıp, bağırışların yükselmesine sebep olduğunda yüzünü bize doğru çevirdi. Ve o koca kalabalıkta gözleri ilk beni buldu. Birkaç saniye öncesinde yüzünde oluşan gülümseme beni gördüğünde silinip, düz bir ifadeye dönüştü. Ama o bana gülümsemese de olurdu. Bakışlarım onun üzerini turladığında giydiği basketbol formasının bir manken gibi nasıl üzerine oturduğuna şahit oldum. Terden parıldayan yüzü ve hızlanan nefesinin adem elmasını ortaya çıkarmasıyla eşsiz görünüyordu. Maç bittiğinde onun kaptanlığı yaptığı takım kazanmıştı. Her zamanki gibi. Tribünler sonunda boşaldığında ve saha sessizliğe eriştiğinde ayağa kalkıp, merdivenlerden aşağı indim. Sahanın ortasına geldiğimde yerdeki basketbol topunu alıp potaya attığımda, top sadece direğe çarpıp önüme düştü. Bir kez daha attığımda yine isabet etmedi top potaya. Sonra bir kez daha. Bir kez daha. Ve bir kez daha. Gözyaşlarım kendiliğinden akmaya başladığında uzun zamandır biriken bir sinir boşaltmasının olduğunun farkındaydım. Bu yüzden izin verdim kendime. Elimdeki topu bir köşeye fırlatıp duvara çöktüğümde bacaklarımı kendime çektim. İçimde bir yerlerde ruhumu dizginlemeye çalışan bir eksiklik vardı. Ne olduğunu bilmiyordum ama çabalasam…