BÖLÜM 10
Yazar: birkaleminizi_

Her beğeni ve yorum yazma aşkımı depreştiriyor, söylemek istedim sadece (: " Sessiz Tanık" Özel Demirhan Koleji'nde ikinci ölümün ardından sessizlik daha da ağırlaşmıştı. Artık öğrenciler sadece korkuyla değil, suçlulukla da birbirlerine bakıyordu. Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu. Efe gitmişti. Selim Aksoy gitmişti. Peki sıradaki kişi kimdi? Ve daha önemlisi... Bir sonraki bedel neyin karşılığıydı? Cinayet Büro'nun toplantı odasında herkes dosyaların başındaydı. Başkomiser Yalçın, masanın üzerindeki iki fotoğrafa baktı. Efe Yılmaz. Selim Aksoy. İki farklı insan. Ama onları birbirine bağlayan bir şey vardı. Arin. — İkisinin de Arin'le bağlantısı var, dedi Yalçın. Ama bu bağlantı henüz yeterli değil. Gökhan sandalyeye yaslandı. — Yeterli değil ama tesadüf de değil. Masaya Selim Aksoy'un okul kayıtlarını bıraktı. — Yedi yıldır aynı okulda. Herkes onu sakin, iyi biri olarak tanımlıyor. Ama kimse onun Arin'in yaşadıklarını bildiğini bilmiyordu. Derin sessizce konuştu. — Kardeşim yardım istediğinde kimse onu duymadı. Odadaki herkes sustu. Çünkü bu cümle, dosyanın en büyük gerçeğiydi. Arin kaybolmadan önce yalnız kalmıştı. Aynı saatlerde Özel Demirhan Koleji'nde öğrenciler tekrar sorguya alınmaya devam ediyordu. Bu kez sıra 12. sınıf öğrencilerinden Mert Kaya'daydı. Mert başını öne eğmiş, sorulara kısa cevaplar veriyordu. Başkomiser Yalçın karşısına oturdu. — Selim Aksoy'un Arin hakkında bir şey bildiğini biliyor muydun? Mert'in yüzü bir anda değişti. Küçük bir tereddütten sonra cevap verdi. — Hayır. Ama sesi söylediği kadar emin değildi. Yalçın bunu fark etti. — Mert, bir şey saklıyorsun. Öğrenci ellerini sıktı. Uzun bir sessizlik oldu. Sonunda fısıldadı: — Selim öğretmen... o gün koridorda Arin'i görmüştü. Derin hemen dikkat kesildi. — Hangi gün? Mert gözlerini kaçırdı. — Arin'in kaybolduğu gün. O gece Arin'in odasında tekrar arama yapıldı. Gökhan, "Sırlar" defterini inceliyordu. Sayfaları tek tek kontrol ederken daha önce fark edilmeyen bir ayrıntı gördü. Defterin arka kapağının içinde ince bir kâğıt saklanmıştı. Kâğıt eskiydi. Üzerinde Arin'in el yazısı vardı. Ama bu bir günlük sayfası değildi. Sadece birkaç kelime yazıyordu: "Beni susturmaya çalışanlar..." Alt taraf boştu. Cümle yine yarım kalmıştı. Derin'in yüzü soldu. — Birileri bunu da yarım bırakmış. Gökhan kağıdı dikkatlice inceledi. — Hayır. Derin ona baktı. — Ne demek hayır? Gökhan yavaşça cevap verdi. — Bu sayfa koparılmamış. Kısa bir sessizlik oldu. — Arin kendisi bırakmış. Ertesi sabah Başkomiser Yalçın'a bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. Tek bir fotoğraf vardı. Eski bir okul koridoru fotoğrafı. Fotoğrafta Arin vardı. Yanında ise yüzü görünmeyen biri duruyordu. Mesajın altında tek bir cümle yazıyordu: "Gerçeği arıyorsanız, önce geçmişe bakın." Yalçın telefon ekranına baktı. Artık soru değişmişti. Arin'i kim kaçırmıştı? Değil... Arin neyi ortaya çıkarmaya çalışıyordu?