Bölüm | 7
Yazar: Ayşenur.

Emre Fel, Bilmem Bu Yol Nereye Çıkar 'KABUL GÖRMEK' "Ama gerçek bir evlilik..." Vurguladığı son cümlenin neyi ifade ettiğini çok iyi biliyordum. Onun gerçekten karısı olacaktım. Hem de şeyimle... Bana en başında bu teklif sunulduğunda işin bu noktaya varacağını zaten biliyordum. Her şeyi bilerek Adana'ya gelmiştim. Aslında her şeyi bildiğimi sanmıştım. Cihan'ın cezaevinde olduğunu bilmek en önemli detayken en sonunda öğrenmiştim. Bu yüzden dilime kilit vuramadım. Masanın üzerine ellerimi koyup onun gibi yaslandım. "Güvensizlik yaşadığını söyledin." Beni pürdikkat dinliyordu. "Gerçek bir evlilik konusunda emin misin?" Cihan, başını ağır ağır salladı. "Tereddütsüz." Öyle boğuk söylemişti ki içimde kendimin bile hakim olamadığı bir cümbüş koptu. Bacaklarımın arasını sıkıca birbirine yasladım. "Ben eminim; ama en çok senin kararın önemli Hale. Bu evliliğe razı mısın değil misin?" diye bir kez daha sordu. Gözünü kırpmadan benden bir cevap duymayı bekledi. Bense yaşanan onca şeyi düşündüm ve sonra yine kalbimin baskısına karşı gelemedim. Güçlükle, "Razıyım." dedim. Tok sesime karşılık hareleri parladı. Kafasını omzuna doğru eğip yüzümü daha iyi görmeye çalıştı. Bu şekilde öyle iyi görünüyordu ki, kan yine yanaklarıma doğru hücum etmeye başlamıştı. "Çıkmama kırk gün var. Belki sana az bir süre gelebilir; ama bana uzun." dedi. Daha sonra ağzındaki baklayı çıkardı. "Nikahı hemen kıysak..." Şaşkınca gözlerimi kırpıp, "Hemen mi?" dedim. Sanki daha farklı bir şey olabilirmiş gibi sağımı solumu kontrol ettim. "İyi de sen buradasın..." "Halledilmeyecek iş değil, Hale." Dudağının kenarını dişleyip düşünceli bir şekilde geriye yaslandığında sert bir soluk verdim. Onun yanında nefesimi tutmamayı öğrenmeliydim! "Nikahı kıydığımızda en azından tüm Adana, senin benim karım olduğunu bilir. Yoksa..." derken çenesi kasıldı. "Aklım daha çok orada olacak." Karım derken öyle baskın söylemişti ki dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. "Çıktığımda da sana layık güzel bir düğün yaparız." Düğünü bile geçiştirmemesi sanırım beni düşündüğünün göstergesiydi. Hiçbir şeyden eksik kalmamamı istiyordu. "Ne dersin?" Başka diyebileceğim bir şey yoktu. Belki de o pislik yüzünden bu işi hızlandırmak gerekliydi. "Öyle istiyorsan... Sorun yok." dedim, tüm kalbimle. Memnuniyetle başını salladı. Bu kez dudaklarında sahici bir tebessüm vardı. "Güzel." dedi, sakince. "Eve döndüğünde anneme evlilik meselesini anlatırsın değil mi?" Başımı yavaşça salladığımda göğsü kalkıp indi. "Demir'le de konuşmak gerek." "İstemezse—" "İster." dedi, hiç düşünmeden. "Dün seninle arası gayet iyiydi, ikinizi de izledim." Sessizliğim devam ettiğinde sakallarını kaşıdı. "Tek sorun ailenin ne diyeceği... Buraya gelmene izin verdiklerine göre erken olan nikaha da sorun çıkarmayacaklardır diye—" "İzin vermediler." dedim, lafını bıçak gibi kesip. Duraksayıp gözlerini anında kıstı. "Anlamadım?" "İzin vermediler." diye yineledim. "Her şeyi geride bırakacağımı bilerek buraya geldim." Gözleri yavaşça boynuma kaydı. Mecburiyetlerimin ne olduğunu anlamaya mı başlamıştı? Bakışları tekrar gözlerim çıktığında bu defa oldukça ciddi bakıyordu. "İstanbul'da ne oldu da bana mecbur kaldın Hale?" dedi, ciddiyetini sesine de katıp. Düzeltecek değildim, mecbur kaldığım için buraya gelmiştim; ama şimdi mecburiyetler kalksa da çekip gidemeyeceğimi biliyordum. Parmaklarımla oynarken huzursuzlandım. O benimle ilgili hiçbir şeyi bilmiyordu ve artık öğrenmeliydi. "Annem beni zorla biriyle evlendirmek istemişti." dedim, doğruca. Omuzlarımı dik tutmaya çalıştım. Karşısında küçülmüş gibi durmak istemiyordum, ben asla yanlış bir şey yapmamıştım. "Evlendirmek mi?" dediğinde sesi daha da katı çıktı. "Hıhım." Dudaklarım hevessizce büküldü. "Psikopat, adi biriydi. Zorla güzellik olmayacağını ona hiçbir zaman anlatamadım. Sürekli rahatsız etti, durdu." dedim, o anları hatırladığım zaman tiksintiyle. "Rahatsız etti, durdu derken?" dedi, Cihan. Şimdi kaşları apaçık çatılmıştı. Bu yüzden devamında konuşup konuşmamam gerektiği konu…