Bölüm | 5
Yazar: Ayşenur.

Ufuk Beydemir, Sevme 'İHANETİN KAMÇISI' Yatağında kolunu kafasının altına koyup bir yastık görevi gördürürken dipsiz kuyuyu andıran gözleri, dalgın dalgın üst katındaki ranzanın demirlerine baktı. Etrafta siyaseti konuşan, radyoda yürek sızlatan türküler dinleyen adamlar varken onun zihni epey bir bulanıktı. Önceden böyle yattığı zaman gözünün önüne getirdiği bir oğlu ve tüm ailenin olduğu yemek masası canlanırdı. Son birkaç günde de bu değişmemişti; fakat düşüncelerinin arasına yeni biri daha eklenmişti. Bir ormanı andıran yeşil gözler de şimdi onun zihnini karşılıyor, çıkmamak için adeta direniyordu. Cihan, koca bir iç çekip yutkundu. Zihninden bir kez daha o kadını silmeyi denedi; ama yapamadı. "Akıllanmadın mı?" dedi, kendinin duyabileceği şekilde acımasızca. "Yeteri kadar yanmadı mı bu canın?" Akıllanmazdı. Eğer akıllanacak olsaydı onu görüş odasında gördüğü ilk an kalbi bu kadar sert atmazdı. O, yıllar önce gördüğü genç kızdı. O zaman nasıl güzelse şimdi bin kat daha güzeldi. Aralarında bir masa varken oturduklarında bile burnuna onun kokusu yayılıyor, çabucak kaybolmuyordu. Lakin güzelliğin bu dünyada bir işe yaramadığını görmüştü. Bir kez daha evlilik yapmak istemiyordu. Kesinlikle güven probleminin dibini yaşıyordu; ama evlenmesi için karşısına çıkan kadın o idi. Sessiz bir küfür kaçtı dudaklarının arasından. Bunu da kendi dışında kimse duymadı. Daha fazla küfür etmek istiyor, haykırmamak için kendini sıkıyordu. Annesi Elmas Hanım, Hale'yle gelmeden önce de defalarca kez yeni bir evlilik yapmasını, yuva kurmasını istemişti. Ancak Cihan hep net olmuş, istemediğini her türlü ifade etmişti. Çünkü o artık bir yuva nasıl kurulur, bilmiyordu. O bir tek çıktığında hayatını oğluna adamayı, bu zamana kadar yapamadığı her şeyi yapmak istemişti. Fakat şimdi uykulara dalamayacak kadar merak içindeydi. Oğlu Demir'in Hale için ne düşündüğünü bilmek isterdi. Yanında nasıl hissettiğini, mutlu olup olmadığını... Hiçbirini yapamıyordu. Beş yıldır olduğu gibi bugün de dört duvar arasında üst ranzaya sıkıştırdığı evladının fotoğrafına bakmaya devam etti. O, bu hayatta onun en değerli hazinesiydi. Bu delikten çıktığı zaman vereceği tüm savaş onun içindi. Yine de Hale'yi düşünmekten kendini alamadı. Boynundaki kesik için kendinin yaptığını ve buna mecbur kaldığını söylemişti. Muhtemelen buralara gelme sebebi ve hatta onunla evlenme sebebi o mecburiyetten kaynaklıydı. Sekiz yıl önceyi bir kez daha anımsadığında gözlerini yavaşça kapattı. Ayağına bir halhal takmıştı. Artık takmadığına, hatta bir yerlerde kaybolduğuna emindi. O gün o halhalı takarken ona temas etmemek için epey bir çabalamıştı. Rahatsız hissetmesin, kendi yüzünden sıkıntıya girmesin istemişti. Kendi kıyamasa da başkaları ona kıyabilmişti. "Ne yapacağım ben seninle?" dedi, bu defa gözleri kapalıyken. Yaşadığı şeyler yüzünden o kadını yaralamayı bırak, üzmekten korkuyordu. Bunu yapardı, emindi. Yaralar, kanatır, ağlatırdı. Bu yüzden ona olacakları baştan söylemişti. Bir yanı onun bu evliliği kabul etmemesi için dua ediyordu; fakat diğer yanı daha farklıydı. Yeni bir evlilik konusunda her seferinde annesine dahi itiraz eden Cihan, konunun muhatabı Hale olduğunda evlilik fikrine olumsuz olacağı konusunda o kadar emin olamıyordu. Kendine ne kadar söverse sövsün, Hale'yi ne kadar iterse itsin, eğer o kızcağız bu evliliği kabul ederse sesinin çıkmayacağını çok iyi biliyordu Cihan. Çünkü başka biri değildi, o idi. "Cihan Aladağ!" Gardiyanın sesi, demir kapı gürültüyle açıldığı an kulaklarını doldurmuştu. Anında gözlerini araladı. Yatakta dirseklerinden destek alarak yükselip kapıya baktı. "Görüşmen var!" Cihan, yutkunarak birkaç saniye boş boş önüne baktı. İki gün önce Hale'yi tek başına göndermişti annesi. Yine aynı kurnazlığı yapacağına adı gibi emindi. Bu yüzden çok düşünmeyi bıraktı. Ayaklarını yere sarkıtıp anında bedenini ayağa dikerken gardiyandan hariç başka birinin sesi daha duyuldu. "Oh! Adamdaki keyfe bak!" Cihan, kapkara gözlerini bir ok misali sesin geldiği yöne çevirdi…