Bölüm | 3
Yazar: Ayşenur.

Maya Perest, Yok Bana Bu Cihanda 'KAYBOLAN PARILTILAR' Gözlerim beton duvarları arşınlarken Elmas Hanım'ın yanımda kederli iç çekişini işittim. Yüzümü tam ona çevirecekken göz göze geldiğim tabelayla birlikte omurgamdan aşağı soğuk terler döküldü ve dudaklarım güçlükle kımıldadı, sesimi ben bile zor duydum. "Adana E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu." Yüreğim sıkıştığında daha yirmi dört saat geçmeden yanlış karar vermemiş olmayı diledim. "Biz..." Gözlerimi tedirgince bana bakan Elmas Hanım'a çevirdim. "Biz neden buraya geldik Elmas Hanım?" Ne sesimin seviyesini koruyabildim ne de titremesini engelleyebildim. Sadece net bir cevap bekliyordum; fakat gözlerime bile bakamıyordu. "Ben..." Az önce bana uzun cümleler kuruyorken şimdi tökezliyordu. Bastırdığı dudaklarını nihayet araladı. "Gonca'nın söylemesini ben istemedim Hale. Bu kısmı sana ben söylemek istiyordum." deyip en nihayetinde gözlerime baktı. "Ama sen son anda kabul edip arabaya binince—" "O burada mı?" dedim nefes nefese. Oysaki son ana kadar böyle olmamasını dilemiştim. Soruma karşı sessiz kaldığında beynime güçlü bir darbe yemiş gibi hissettim. Boynumu korkuyla omzuma doğru eğdim. "Beni bir beladan kurtarıp başka bir belaya mı koyacaktınız Elmas Hanım?" "Hayır!" dedi anında. Gözleri dolmaya başlamıştı. Ama bu içimdeki korkuyu körüklemesine engel değildi. "Hale benim oğlum beş yıldır suçsuz yere orada yatıyor! Ben ona, o kendi evladına hasret büyüdü, oralarda gençliği çürüdü. Suçsuz benim oğlum!" dedi, ilk defa karşımda gözyaşı dökerek. Cezaevine tekrar baktım. Dış binası bile kanımı emerken yıllar önce gördüğüm o gencin burada oluşunu kabullenemiyordum. Ne yapmıştı? Ne suç işlemişti ki buraya düşmüştü? "Suçsuzsa," Tedirgin bakışlarımı Elmas Hanım'a çevirdiğimde en az benim kadar endişeli oluşunu gördüm. "Burada işi ne var Elmas Hanım?" "Suç onun üzerine kaldı." dedi, hemen ardından burnunu hınçla çekip. Kaşlarım olayı anlamaya çalışırken istem dışı çatıldı. "Bu yüzdendi sana az önce söylediklerim. Başından beri baskı altında hissetmeni istemedim. Oğlum suçsuz olsa bile seni zorla ona mahkum etmem Hale." Gözyaşlarını parmaklarıyla temizleyip az önceki gibi ellerimi tuttu. "Az önce ne dediysem arkasındayım. Yemin ederim arkasındayım, Hale. Bu evliliği kabul etmezsen eğer, söz arkanda olacağım; ama lütfen hemen şimdi kestirip atma." Ellerimi kurtarıp koltukta ondan uzaklaşmaya çalıştım. "Benden ne istediğinizin farkında mısınız? Kestirip atmamı istemediğiniz şey cezaevinde olan oğlunuzla evlenmem!" Sertçe yutkunup sağıma soluma baktım. İstanbul'dan Adana'ya kaç km yol gidip gelmiştim? Bilseydim bu arabaya biner, bu toprağa ayak basar mıydım? "Ben seni anlıyorum." dedi, kendini açıklamaya çalışıp. "Ama ne olur benim yaptığımı senin o eski nişanlının annesi gibi düşünme. Oğlum suçlu olsaydı, ana yüreği elimi ondan çekmezdim; ama birinin canını yakmasına da izin vermezdim. Ben seni bile bile ateşe atar mıyım Hale?" Kafamı iki yana salladım. "Belki de atarsınız Elmas Hanım." Boğazımdaki yumru büyüdükçe gözlerim doldu. "Beni annem ateşe atmış, üç gündür tanıdığım siz de atabilirsiniz." Yüzümü elimde olmadan ekşittim. "Hem ben evleneceğimi sanıyordum. Burada oğlunuzun cezaevinden çıkmasını mı bekleyeceğim? Akın'la nişanlanırken bir kere boyun eğdim diye bir kez daha mı eğeceğim?" "Benim de kızım var Hale." dedi güçlükle. "On sekizinde ama hala doğurduğum gün gibidir benim için. Onun için her şeyi yaparım. Gelinim var. Kızımdan bir farkı yoktur. Yarın bir gün oğlum onun canını sıksa ona ilk tokat atacak ben olurum." Koltukta öne doğru kayıp bana iyice döndü. "Sen bu eve gelirsen, soyadımızı alırsan gözümde kızımdan bir farkın olmayacak. Sarıp sarmalayaca—" Susması için elimi kaldırdığımda yutkunarak sesli nefes verdi. "Beni buraya kadar getirdiniz, Elmas Hanım. Nankör gibi görünmek istemiyorum. Bana şu giyilecek montu bile siz aldınız. Her şey için teşekkür ederim; ama bu," deyip kendimi toparlamaya çalıştım. "Bu kabul edilecek basit bir şey değil." "Anlıyorum." dedi çaresizce. "…