Bölüm | 10
Yazar: Ayşenur.

Nilüfer, Son Arzum 'DİPSİZ KUYU' "Güveniyorum bu evliliğe. " dedi, dudakları dudağımın kenarına kalbimi sarsacak kadar küçük bir buse kondurduğunda. O an belirdi göğsümün ortasında söndüremeyeceğim bir ateş. Kasıklarıma düştü koca bir yumru. Bıraktığı buseyle farkında olmadan ona çekilen kalbimi bir daha açılmayacak şekilde mühürledi kalbine. Cihan Aladağ, merkezime yerleşmek için ant içmiş gibi, ateşiyle bedenimi çepeçevre sardı. Temiz kokusu, ciğerlerimi tümüyle doldururken dudaklarını dudağımın kenarından ağır ağır çekti. Burnu, burnumun ucunu belli belirsiz okşadı. Katran karası gözleri gözlerimle buluştuğunda verdiği sesli nefes, suratıma çarptı. Birkaç dakika öylece yanımda durdu. Geri çekilmek için ya kendine zaman tanıyordu ya da benden ona tam bir karşılık vermemi bekliyordu. Lakin şimdi bunu asla yapamazdım. Bana bıraktığı küçük buseyle oturduğum yatakta bile ayaklarım yerden kaymış gibi hissediyorken tümüyle kendimi ona bıraktığımda neler olacağını az çok tahmin edebiliyordum. Bu yüzden boğazımda neredeyse takılı kalan tükürüğümü yutup yüzümü uzaklaştıran ben oldum. Yanaklarım yanıyordu, ilk defa bunu gizlemeye çalışmadım. "Demir yokluğunu hissedince uyanır." Gözlerine güçlükle baktım. "Hadi yanına git." Sesimin bu kadar diri çıkması bile şaşırtıcıydı. Belki de kocam olduğunu sandığımdan daha çabuk kabul etmiştim. "Gideyim mi gerçekten?" Göz bebeklerim bu defa şaşkınca titredi. Ben kendimi ona karşı koyabildiğim için cesaretli sanırdım. Asıl cesur olan oydu. "Git tabii..." dedim, burada daha ne işin var der gibi. "Oğlun bekliyor." "Oğlumuz." diye düzeltme ihtiyacı hissettiğinde yutkundum. "Sana abla dese de, o bizim oğlumuz." Dudaklarımı aralayıp tek kelime dahi edemedim. Bütün cümlelerimi yutmamı sağlayacak şeyler söyleyip duruyordu. "Madem yanında istemiyorsun," Yatağımdan kalktığında bile gözlerini benden ayırmadı. "İyi geceler." Kapıya kadar yürüdü. Kolu indirip araladı, ancak bir kez daha omzunun üzerinden bana baktı. Kal dememi bekliyordu. Hızla gözlerimi kaçırıp bacaklarımı yatağın üzerine çektim. "İyi geceler." Yeterli bir cevap verdiğimi düşünüyordum. Verdiği sesli nefesle buna iyice emin olduğumda birkaç saniye sonra kapı kapandı. Korkakça o noktaya baktığımda gittiğini gördüm. Kasılan bütün kaslarım, onun yokluğunu görünce gevşemeye başladı. Dikleşen omuzlarım çökünce eklem yerlerim dahi ağrıdı. Onun yanında kendimi ne zamana kadar böyle kasacaktım, fikrim yoktu. Yorganın altına iyice girip sırtımı başlığa yasladığımda bana aldığı tektaşı inceledim. Klasik bir modeldi, ancak taşını özellikle büyük seçmiş gibiydi. Ben istemememe rağmen düşünüp almasını hâlâ aşamazken parmaklarımı bu defa dudağımın kenarına götürdüm. Kenarı da olsa öpmüştü sonuçta. Dudaklarının baskısını bir kısımda hissetmiştim. Bedenim şimdiden alev alev olmuştu, gerçekten sonrasında ne yapacaktım? Vücudumu terleten düşüncelerle boğuşurken komodine bıraktığım telefonum titremeye başladı, gözlerimi doğruca oraya çevirdim. "Allah Allah..." Telefona uzanıp ekrana baktım. Kayıtlı olmayan bir numaraydı. Gonca teyze kızların beni arayacağını ama ondan önce mesajla bildireceğini söylemişti. Üstelik saat şu an çok geçti. Gergin bi şekilde gelen çağrıyı kabul edip ekranı kulağıma yasladım; fakat ses vermedim. Aradan bir saniye geçti, beş saniye geçti, on saniye geçti. Geçen her sessizlikle kalbim sıkışmaya başlarken, "Hale." dedi, tanıdık bir ses. Gözlerimi kırpıştırıp yatakta rahatsızca doğruldum, ses vermemeye hâlâ gayret ediyordum. "Boşuna sessiz kalıyorsun. Ben senin annenim, alıp verdiğin nefesi bilirim!" Yutkunarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Aylar sonra onun sesini duymak ona olan özlemimi falan kabartmamıştı. Aksine bana yaptıklarını tekrar ve tekrar hatırlamama sebep olmuştu. "Adanalara gittin, bizi bunlarla yalnız bıraktın! Rahatın pek yerinde değil mi?" Boşta kalan elim, yorganı sıkıca kavrarken gözlerim öfkeyle doldu. Bunlarla dediği kişiyi başıma musallat eden ta kendisiydi, ama belli ki unutmayı tercih etmişti. "Benimle konuşma…