Bölüm | 9
Yazar: Ayşenur.

Kayahan, Odalarda Işıksızım 'YÜZSÜZ YÜREK' Kendimi sabaha göre biraz daha halsiz hissediyordum. Alnımı ağır ağır ovaladım. Belki de ateşim vardı; ama asla olup olmamadığını anlamazdım. Sessizce üçlü koltuğun sonunda oturuyor, Demir'in boyadığı resmi izliyordum. "Paşam valla çok güzel boyuyorsun." dedi, Dilek karşı koltukta otururken. Ona bakma gereği dahi duymadım. Gözü hep Demir'deydi. "Boyamayı bitirince bunu bana ver de odama asayım." Derin bir iç çektiğimde Demir boyama defterinden başını kaldırıp göz ucuyla yengesinin olduğu tarafa baktı. "Sana başka bir resim boyayıp verebilirim." Ardından bakışları bana döndü. "Bunu Hale ablama yapıyorum." Dilek'in sesi kesilse de bakışlarını gayet emin bir şekilde üzerimde hissediyordum. Bense yorgunca güldüm. "Yatak başındaki duvara asarım. Teşekkür ederim, Demir." Gözleri parladı. "Hatta güzel bir çerçeve alırım, ona koyup asarım." "Çok güzel olur!" dedi, hevesle. "Zaten babamla aynı odada kalacaksınız! Ona yaptığım resimleri de seninkinin yanına koyabilir miyiz?" Cümlelerinin içinde babasından bahsetmesi tenimi kızartsa da, "Koyarız tabii ki." dedim. Mutlulukla yarım kalan resmini bitirmek için boyama defterine döndü. O sırada Elmas teyze içeri girdi. Koltuğa rahatça yerleşirken, "Neredeydin anne?" diye sordu, Sare. "Birkaç gün Demir babasıyla yatmak istedi ya, onlar için ayrı oda açtık. Şimdi ikisi Demir'in yatağında rahat edemez." "Yazık oldu abime." diye mırıldanan yanımdaki Sare'yi kolumla dürtüp gözlerimle uyardım. Bu kız gerçekten çok fenaydı! "Ama ne?" dedi, gözlerini bana çevirip. Onu bir tek ben duyuyordum. "Yazık değil mi? Sizi bastığımda abimin suratı gözümün önünden gitmiyor." "Sare..." diye sızlandım. "Basmak ne Allah aşkına?" Sırıtarak eliyle dudaklarını örtüp gülüşünü gizledi. Dili sustu, bu kez gözleri konuştu. 'Sanki yalan söyledik.' der gibi baktı gözlerime. "Boyamam bitti!" Demir'in sesini işittiğimde Sare'den gözlerimi çektim. Eline boyama kitabını alıp ayaklandı, hemen yanımıza doğru yürüyüp kucağıma bıraktı. "Güzel boyamış mıyım?" "Bence süper olmuş." dedim, git gide boğuklaşan sesimle. Her saniye daha da mı kötü oluyordum ne? "Koparayım mı?" "Evet! Yarın dışarı çıkalım. Çerçeve alalım. Sonra da odana as!" Tebessüm edip dikkatle benim için boyadığı resmî yerinden çıkardım. Çerçeveye yerleştireceğim zaman kenarlarını makasla düzeltmek gerekti. "Demir'im hadi şimdi benimkine başla." İkimizin bakışı da Dilek'e döndüğünde Demir sesli bir nefes verdi. "Şimdi çok yoruldum yenge. Yarın boyasam olur mu?" Dilek memnuniyetsize sırtını geriye yasladı. "Olur." dedi istemeye istemeye. "Ama bu aralar beni ihmal ediyorsun sanki." Sabırla gözlerimi devirirken Elmas teyze sesli bir şekilde boğazını temizledi. "Sanki emsalinle konuşuyorsun Dilek!" Dilek, sessizce kollarını göğsünün üzerinde doladı, bir ayağıyla sakince ritim tutmaya başladı. "Onu konuşmayayım, bunu konuşmayayım... Peki anne!" dedi sitemle. Elmas teyze sabırla, "Hasbünallah." dedi. "Rabbim sen hidayet ver. Konuştuğun kişi bir çocuk, biliyorsun değil mi?" Dilek, imalı imalı başını salladı. "Tabii ki biliyorum." dedi. "Onu ben büyüttüm." Son kelimeyi inatla vurgularken bana bakmayı ihmal etmedi. O günkü tartışmamızdan sonra bana daha iyi bilendiğinin farkındaydım; ama Elmas teyzeye bir söz verdiğim için bir süre ortalığı karıştıran ben olmak istemiyordum. Biz kendi aramızda bakışmalarımızı sürdürürken salona giriş yapan Fırat abiyle birlikte hepimiz oturuşumuzu düzelttik. Peşi sıra Cihan içeri girdiğinde Elmas teyze, Demir ve Sare gülümseyerek ona bakıyordu. Bir süre varlığını gördükçe bu ifadeyi takınacaklarına emindim. Ben de sanırım bu sırada gözlerini kaçıran o kişi olacaktım, çünkü Cihan'ı görür görmez gözlerimi kaçırmıştım. "Hoş geldiniz oğullarım!" "Hoş bulduk anne." dedi, ikisi de aynı anda. Cihan Elmas teyzenin yanına otururken Fırat abi berjere yerleşti. "Ne yaptınız?" diye sordu Elmas teyze hevesle. Bu sırada Demir çoktan babasının kucağına çıkmış, kollarını onun boynuna dolamıştı. İncecik dudaklarıyla…