Katliam

2.Bölüm

Yazar:

Katliam - Eslem kitap kapağı
Katliam kitap kapağı

Yaklaşık dört saattir aralıksız yürüyordum ve artık ayaklarımın altındaki yanmayı hissetmemeye başlamıştım; sanki bedenim acıyı bir noktadan sonra kabul etmiş, onu arka plana itmişti. Tam o sırada, rüzgârın arasından bana ulaşan insan sesleri duydum. Kahkaha, konuşma, bir çocuğun bağırışı… Bir an için içimde istemsiz bir rahatlama yayıldı. Çünkü insan sesi, ne kadar tehlikeli olabileceğini bilsem de, yine de yalnız olmadığım anlamına geliyordu. Ama bu rahatlama yalnızca birkaç saniye sürdü. Reflekslerim hemen devreye girdi. Kapüşonumu biraz daha aşağı indirdim, şapkamın kenarını düzelttim ve yürüyüşümü hiç değiştirmeden devam ettim. İnsan olan yerde risk de olur. Bunu teoride değil, yaşayarak öğrenmiştim. On dört yıl boyunca. Kasabanın girişine yaklaştığımda ilk dikkatimi çeken şey askerlerin olmamasıydı. Bu neredeyse alışık olmadığım bir görüntüydü. Gözlerim otomatik olarak çatılara, pencerelere, dar sokak köşelerine ve yüksek noktalara kaydı; pusu kurulabilecek yerleri hesaplıyor, kaçış yollarını zihnimde işaretliyor, içgüdüsel olarak güvenli mesafeleri ölçüyordum. Ama hiçbir şey yoktu. Ne devriye gezen askerler, ne kontrol noktaları, ne de bir sorgu çadırı. Bu kadar rahat bir yer görmek… tuhaftı. Kasabanın taş döşeli yoluna ilk adımımı attığım anda aniden bir pat sesi duyuldu ve bedenim refleksle gerildi; elim düşünmeden montumun içine kaydı, kalbim hızla atmaya başladı. Ancak yere düşen şey metal bir kapsül ya da patlayıcı değildi. Renkli konfeti parçalarıydı. Hemen ardından etrafımda insanlar belirdi. “Hoş geldiniz!” diye bağırdı biri. “Festival haftasına denk geldiniz galiba!” dedi bir başkası. Festival mi? Bir an için gerçekten anlam veremedim. Etrafıma daha dikkatli baktığımda meydanın ortasında kurulan küçük sahneden yükselen müziği, sokaklarda koşuşturan çocukları, kahkahalar eşliğinde sohbet eden insanları ve küçük tezgâhlarda bir şeyler satan satıcıları gördüm. Havada tatlı hamur kokusu ve sıcak içeceklerin buharı dolaşıyordu. Ve en garip olan şey… Kimse beni tanımıyordu. Kimse yüzüme ikinci kez bakmıyordu bile. Bir kız çocuğu koşarak yanıma geldi ve bana plastik bir fincan uzattı. “Çay partimize katılır mısın?” dedi. Sesi o kadar doğal, o kadar içtendi ki birkaç saniye boyunca cevap veremedim. Kasabanın girişindeki tabelada büyük harflerle “Misafir Tanrı misafiridir” yazıyordu. Sanırım burası gerçekten geleni sorgulamayan, turistleri seven küçük bir yerdi. Yine de rahatlayamadım. Çünkü sorun kasaba değildi. Sorun bendim. Bir dükkânın camından geçerken yansımama baktım. Yüzüm sakindi; sıradan bir yolcu gibi görünüyordum. Ama gözlerim… gözlerim sürekli etrafı tarayan, en küçük hareketi bile kaçırmamaya çalışan, her an tehlike bekleyen birinin gözleriydi. Beni ele verecek olan şey kimliğim değil, bu bakış olabilirdi. Burada kimse Calisa’yı tanımıyordu. Ama ben hâlâ kaçıyordum. Belki de ilk kez fark ettim ki insanın saklanması gereken tek yer dışarısı değilmiş; bazen insanın kendi zihni, kendi hatıraları ve kendi korkuları çok daha tehlikeli olabiliyormuş. Bir gece kalabilirim, diye düşündüm. Sadece bir gece. Belki bir geceliğine Calisa olmam. Belki sadece… sıradan biri olurum. Tam bunu düşünürken az önce gördüğüm çocuklar tekrar yanıma geldiler ve içlerinden biri plastik mor bir fincanı koluma doğru uzatarak yeniden aynı soruyu sordu. “Çay partimize katılır mısın?” Bir çocuklara baktım, bir de fincana. Bu tür bir daveti… bu kadar basit ve masum bir cümleyi… duymayalı yaklaşık on beş yıl olmuştu. Yine de yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Başımı hafifçe sallayıp yanlarına çöktüm. İki kız çocuğu vardı. Biri koyu renk saçlı, esmer tenliydi; diğeri ise açık sarı saçlarıyla onun tam zıttı gibi görünüyordu. Bu sıralar dünyanın pek çok yerinde giderek büyüyen o anlamsız ırk ayrımlarını düşününce, bu kasabanın bundan etkilenmemiş olduğu açıkça belli oluyordu. Ama dürüst olmak gerekirse… İkisi de inanılmaz tatlıydı. Küçük plastik mutfak setleriyle yerde bir masa kurmuşlar, kendi aralarında ciddi bir iş yapıyormuş gibi ko…

Bölümün tamamını WritePad'de oku