GİRİŞ
Yazar: Aslıcan Demir

Bu hikaye; Mermi yağmurunda gül olana, Ölüp yan yana gömülen dostlara... Aşık olup kaybedenlere, Aşık olup şimdi cellat olanlara... Vatanını savunurken sevdasından olanlara mahşere kalanlara, Yuvaya, bayrağa, kanlı bereye Yazılmıştır... ᯓ ★ Her sabah yeni bir gün doğdu, biz büyüdük, savaştık, bazen toprağa düştük ama yine de sevdik... Ölüm. Tek kelime, yaşarken ölenler, uğruna kaybedecek hiçbir şeye sahip olmayanlar... Elfida olanlar. Kaç kere ölür ki insan? Kaç tane isme sahip olur? Kaç kere çocukluğu parmakları arasından kayıp gider? Hepimiz çocukluğumuzu avuçlarımızın içinde saklayıp ona sığınmak isteriz. Ne tuhaf değil mi? Küçükken büyümek için çırpınıyoruz, büyürken de çocukluğumuzun dizlerine kapanıyoruz... Şimdi ben çocukluğuma değil, kanlı gençliğime sesleniyorum; Korkma. Artık korkacak hiçbir şeyin kalmadı, hiç kimse saçlarına dokunmuyor. Kimse seni tanımıyor. Hatırlıyor musun? Eskiden sayısızca kimliğe, kişiliğe sahip olmak isterdin, çeşit çeşit meslek yapmak isterdin. Başardın. Bir sürü kimliğin var, her gün bir kimliğinin üzerine toprak atıyorsun. Fakat ellerin biraz kanlı, ruhun biraz yaralı, canın biraz yandı ama iyileşmeye başladın. Belki yanlış ama öldürdükçe için soğudu. Fakat öldürdükçe güçlenmedin, bunu bil. Canın eskisi gibi tatlı değil. Üç bıçak, iki kurşun yaran ve girdiğin bir koma olacak ama korkma, ölmedin ve ölmeyeceksin. İsminin hakkını veriyorsun, gerçekten gözden çıkarıldın... Elfida olmak diye bir gerçek vardı. Bana hoş geldiniz, Elfida olan ve zamanında Elfida olmuş herkes için... Normal insanlar bir isimle yaşar ve o isimle ölürlerdi fakat istihbaratçılar; ülkenin bilinmeyen, karanlık yüzleri öldükleri an yeniden doğarlardı. Cenazelerini uzaktan usulca izlerlerdi, kendilerini gömdükleri an sevdiklerini de gömerlerdi ve arkalarına bakmadan uzaklaşırlardı. Hayatımdan kaç kişi çıktı inanın bilmiyorum. Her biri hayatımdan çıkıp giderken bir canavarla vedalaşır gibi gidiyordu, bu kadarını hak etmemiştim. Sahi, ben bir canavar mıydım? Yürüdükçe ayaklarıma çarpan su damlalarını önemsemedim, insanlar bana bakmaya başladıkça adımlarımı hızlandırdım. Sanki ben hızlandıkça daha fazla bana bakıyorlardı, acıyormuş gibi bakıyorlardı. Asıl, ben onlara acıyordum. Beyoğlu'nun sokaklarında ilerlemeye devam ettim. İstanbul'un en kalabalık yerlerinden biriydi. Gerçi İstanbul'un kalabalık olmayan yeri yoktu. İstanbul, bu sokaklar, bu insanlar... Nil Karaibrahimgil'in şarkısında dediği gibi: "Geceleri masal olur, girmezsen koynuna, dolanıverir boynuna..." Bu bir masal değil, kabus . Bakışlar beni daha fazla rahatsız edince ceketimin kapüşonunu başıma geçirdim. Kısa saçlarımı önüme getirerek yüzümü kapattım. Ara sokaklardan birine girdiğimde gelen bildirimle duraksadım, telefonumu cebimden çıkarıp ekrana baktım. 'P' adlı kişiden bir mesaj vardı. Üzerine tıklayıp okudum. ' 5 dakikaya oradayım ,' yazıyordu. Telefonu cebime yerleştirdim ve yeni hayatıma adım atmak için bir sokaktan başka bir sokağa girdim. Bu karanlık sokaklar üzerime avuç avuç toprak atıyordu sanki. Yürüdükçe yüzüme vuran soğuk rüzgar, patlamış dudağıma çarpıp canımı yakıyordu; kan bulaşmış tırnak içlerim iğrenç bir görüntü sunuyordu, üstelik daha bu sabah yaptırmıştım. Bu görünen canavar bendim. Ve artık canavar ın kazanma vakti gelmişti. Eski ahşap evlerin olduğu sokağa girip beklemeye başladım. Tepemdeki sokak lambasından başka etrafı aydınlatan bir ışık yoktu, tüm evler oldukça eski ve boştu. Eskiden bu sokaklarda koşturan liseli bir genç kız vardı... Cıvıl cıvıl olan sesimi işitir gibiydim.. .Ne oldu sana Elfida? Bu yıkık dökük ve soğuk binaların hepsi, bir zamanlar sıcak bir yuvaydı... Bir süre olduğum yerde hareketsizce bekledim, bekledim, bekledim ve gelen giden olmayınca olduğum sokakta volta atmaya başladım. Neydi bu heyecanımın sebebi? Eski ismime kavuşuyor olmam mıydı? Ya yine canımı yakarsa? Ya yine beni yarı yolda bırakırsa? Eski ismim bile sahteydi, artık kim olduğumu unutmaya başlayacaktım... Yalnız beni ben yapanları unutmayacaktım. Bi…