ARADAKİ MESAFE
Yazar: yazar__23

Baran Sabah alarm çaldığında ilk düşündüğüm şey futbol değildi. Bu, benim için oldukça garipti. Normalde gözümü açar açmaz aklımdan geçen şeyler belliydi. Antrenman. Maç. Rakip. Eksikler. Daha iyi ne yapabilirim? Ama o sabah aklıma gelen ilk şey dün okulun spor salonunda gördüğüm görüntüydü. Gökçe'nin sahada takımına bakışı. Elindeki top. Takım arkadaşlarına verdiği işaretler. Bir şey söylemesine bile gerek kalmadan onların ne yapacağını anlaması. Ve en önemlisi... Kaptan gibi davranması. Dün onu sadece bir voleybolcu olarak izlememiştim. İlk kez gerçekten kaptan olarak görmüştüm. Telefonumu elime aldım. Ekranda dün akşamdan kalan mesajımız duruyordu. Gökçe: Programı yarın birlikte düzenleyelim. Ben: Tamam. İki kelime. Hepsi bu. Telefonu bırakıp yataktan kalktım. “Ne düşünüyorsun sen?” diye kendi kendime söylendim. Cevap yoktu. Okula girdiğimde koridor her zamankinden daha kalabalıktı. Spor festivali yaklaştıkça herkesin konuştuğu tek konu neredeyse buydu. Kim hangi gösteride yer alacaktı? Maçlar ne zaman başlayacaktı? Tribünler nasıl düzenlenecekti? Kim sunuculuk yapacaktı? Ben sınıfa girdiğimde Emir çoktan yerine oturmuştu. Beni görünce başını kaldırdı. “Bugün suratın normal.” “Teşekkür ederim.” “İltifat etmedim.” Yanına oturdum. Efe hemen arka sıradan uzandı. “Bugün Gökçe'yle toplantınız var mı?” Kaşlarımı çattım. “Var.” “Vay be.” Kaan kitabından başını kaldırmadan konuştu. “Sabah sabah başladı.” Efe güldü. “Ne var? Artık merak ediyorum.” “Sen kendi işine bak.” “Ben bakıyorum zaten. Sizin işe de bakıyorum.” Emir hafifçe gülümsedi. “Baran, dün maçı izlerken bayağı sessizdin.” “Maçı izliyordum.” “Gökçe'yi izliyordun.” Efe'nin sesi yükseldi. “İşte bunu ben de diyecektim!” “Kesin sesinizi.” Tam o sırada sınıfın kapısından kızlar girdi. Önde Gökçe vardı. Melisa yanında bir şeyler anlatıyor, Açelya sürekli konuşuyor, Gamze ve İlayda arkalarından geliyordu. Gökçe sınıfa girdiğinde gözleri bir an benimkilere denk geldi. Eskiden olsa ikimiz de aynı anda başka tarafa bakardık. Bu kez öyle olmadı. Bir saniye kadar birbirimize baktık. Sonra Gökçe hafifçe başını kaldırdı. “Günaydın.” “Günaydın.” Efe'nin arkamdan fısıldadığını duydum. “Bunlar düzeliyor.” Dönüp ona baktım. “Efe.” “Tamam, sustum.” Gökçe yerine geçti. Ben de önüme döndüm. Ama nedense birkaç saniye boyunca aklımdan dün akşamki maç çıkmadı. Öğle arasında öğretmen bizi tekrar çağırdı. Toplantı odasına girdiğimde Gökçe çoktan masaya oturmuştu. Önünde renkli kalemler, birkaç kâğıt ve dün hazırladığımız program vardı. “Geç kaldın.” Saatime baktım. “İki dakika.” “İki dakika geç.” “Tamam, özür dilerim.” Gökçe bir an durdu. Sanki böyle bir cevap beklemiyormuş gibi yüzüme baktı. “Ne?” “Bir şey yok.” “Az önce özür diledin.” “Evet.” “Sen?” “Ben.” Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Gökçe de dayanamadı. Gülümsedi. Yanaklarındaki gamzeler kısa bir an ortaya çıktı. “Garip.” “Ne garip?” “Senin özür dilemen.” “Her zaman özür dilerim.” “Hayır, dilemiyorsun.” “Sen de her zaman haklı değilsin.” “Biliyorum.” Bir an ikimiz de sustuk. Sonra kâğıtlara döndük. “Tamam,” dedi Gökçe. “Festival programını son kez düzenleyelim. Öğretmen bugün teslim etmemizi istedi.” “Tamam.” Yan yana oturduk. Önümüzdeki kâğıda eğildik. “Volleyball maçından sonra on beş dakika ara fazla,” dedim. Gökçe başını kaldırdı. “Niye?” “Salonun hazırlanması gerekiyor.” “On dakika yeter.” “Yetmez.” “Baran, takımın soyunma odasından çıkması, saha değişimi ve tribün düzeni var.” “Biliyorum.” “E o zaman?” “On beş dakika kalsın.” Gökçe birkaç saniye bana baktı. Sonra kalemiyle kâğıda bir işaret koydu. “Tamam.” Şaşırdım. “İtiraz etmeyecek misin?” “Hayır.” “Sen iyi misin?” Gökçe güldü. “Bugün kavga etmek istemiyorum.” “Ben de.” “Güzel.” Bir süre sessizce çalıştık. Bu kez sessizlik rahatsız edici değildi. Hatta garip bir şekilde kolaydı. Bir süre sonra Gökçe kâğıttaki bir bölümü gösterdi. “Burada futbol takımının ısınması için yirmi dakika yazmışsın.” “Evet.” “Fazla.” “Değil.” “Yirmi dakika.” “Maçtan önce lazım.” “Voleybolda…