RAKİP
Yazar: yazar__23

Baran Futbol sahasına çıktığımda okulun geri kalanını unutuyordum. Bağırışlar, düdük sesleri, topun zemine çarpması... Hepsi tanıdıktı. Benim alanım burasıydı. “Baran!” Emir'in sesiyle başımı kaldırdım. Top ayağıma doğru gelirken tek hamlede kontrol ettim ve karşımdaki oyuncuya baktım. “Sağa!” Efe'nin bağırışını duyduğumda topu Emir'e gönderdim. Emir hiç beklemeden ileri çıktı. “Güzel!” diye bağırdı. Ben de peşinden koştum. Antrenmanın sonuna doğru herkesin nefesi kesilmişti. Efe kendini yere bırakırken Kaan sessizce su şişesine uzandı. “Bitti mi?” diye sordu Efe. “Hayır.” Başını kaldırdı. “Ne demek hayır?” “Beş dakika daha.” “Senin gerçekten insan olduğuna inanmıyorum.” Emir güldü. “Kaptanın sözü geçiyor.” “Maalesef,” dedi Efe. Topu elime alıp ona attım. “Konuşacağına kalk.” Efe homurdanarak ayağa kalktı. Antrenmana devam ettik. Beş dakika sonra hocamız düdüğü çaldı. “Tamam çocuklar, yeter. Toparlanın.” Herkes rahat bir nefes aldı. Ben de topu kenara bırakıp çantamı almaya giderken sahanın girişinde duran beş kişiyi fark ettim. Gökçe. Melisa. Açelya. Gamze. İlayda. Voleybol takımı. Okulda bu beşlinin kim olduğunu bilmeyen yoktu. Voleybol takımı yıllardır okulun en başarılı spor takımlarından biriydi. Kupaları, dereceleri, şampiyonlukları vardı. Bizim futbol takımının da onlardan aşağı kalır yanı yoktu. Ve belki de sorun tam olarak buydu. Okulda iki takım vardı. İki kaptan vardı. Ve birbirinden hiç haz etmeyen iki taraf vardı. Futbolcularla voleybolcuların ne zaman aynı ortamda olduğunu görsek mutlaka bir laf atılır, bir tartışma çıkar ya da biri diğerinin başarısını küçümserdi. Kimin daha başarılı olduğu okulda neredeyse bir yarış hâline gelmişti. Ben bunun saçma olduğunu düşünüyordum. Ama kimse bu yarıştan geri adım atmıyordu. Özellikle de Gökçe. Kollarını göğsünde birleştirmiş, doğrudan bana bakıyordu. Kaşlarımı çattım. “Ne var?” Gökçe bir adım öne çıktı. “Antrenmanınız ne zaman bitecek?” Saatime baktım. “Bitti.” “Sonunda.” Yanındaki Açelya kıkırdadı. Efe hemen onlara döndü. “Bir sorun mu var?” Açelya kaşlarını kaldırdı. “Yok. Sadece bazı insanlar salonu kendilerinin sanıyor.” Efe sırıttı. “Bazı insanlar da sahayı.” Gamze hemen araya girdi. “Biz sahayı istemiyoruz zaten.” Kaan ilk kez konuştu. “İyi.” Gamze ona baktı. “Salonumuzu istiyoruz.” İlayda sessizce başını salladı. “Ve bekliyoruz.” Melisa ise sadece Gökçe'ye baktı. Gökçe yeniden bana döndü. “Bizim de antrenmanımız var.” “Biliyorum.” “O zaman?” “Eşyalarımızı topluyoruz.” Gökçe'nin sabrı tükeniyordu. “Bunu yarım saattir yapıyorsunuz.” Efe araya girdi. “Abartma ya.” Açelya hemen karşılık verdi. “Abartmıyoruz. Sizin antrenmanlarınız hep böyle uzuyor.” “Çünkü çalışıyoruz.” “Biz çalışmıyor muyuz?” “Onu ben bilemem.” “Efe.” Emir'in tek kelimesi yetti. Efe sustu ama yüzündeki sırıtış kaybolmadı. Ben Gökçe'ye baktım. “Biraz bekleyin.” “Bekleyin mi?” “Evet.” “Bizim de zamanımız var.” Omuz silktim. “Salon sadece sizin değil.” Gökçe birkaç saniye bana baktı. Sonra kısa bir kahkaha attı. “Sen gerçekten çok gıcık birisin.” Kaşımı kaldırdım. “Sen de fazla konuşuyorsun.” “Çünkü biri konuşmadığında işleri ben halletmek zorunda kalıyorum.” Melisa hafifçe Gökçe'nin koluna dokundu. “Boş ver.” Ama Gökçe geri adım atmadı. “Bir de kaptan olacaksın.” Sözleriyle kaşlarım çatıldı. “Ne olmuş kaptansam?” “Kaptan dediğin takımına örnek olur.” “Oluyorum zaten.” “Pek öyle görünmüyor.” Efe arkamdan alçak sesle güldü. “Bu kız seninle uğraşmayı bayağı sevdi.” Gökçe duydu. “Sen sus.” “Emredersiniz kaptan.” Açelya kahkaha attı. Ben derin bir nefes aldım. “Tamam. Çıkıyoruz.” Çantamı omzuma attım. Yanından geçerken Gökçe'ye baktım. “Şimdi salon sizin.” Gökçe de bana baktı. “Sonunda.” Yanından geçip giderken arkamdan sesini duydum. “Bir dahaki sefere antrenman saatlerine biraz daha dikkat edin.” Durup arkamı döndüm. “Sen de bir dahaki sefere emir vermeden önce rica etmeyi deneyebilirsin.” Bir saniye boyunca birbirimize baktık. Sonra Gökçe gözlerini devirdi. “İnanılmaz.” Efe yanıma gelip omzuma vurdu. “Ab…