karanlıkta dolanan çocuklar canavarlara yem olurlar
yatağın dışı
Yazar: bizâr

I "Bana inanıyor musun?" dedi kısık ve üzgün bir sesle. "Tabii ki de sana inanıyor," dedi ardına kadar açılan kapının eşiğinde, yerde duran bana göre oldukça uzun, hatta normalden daha da uzun, hatta kapıdan da uzun duran iki karartı. "Çünkü ne de olsa minik zihni ona anne ve babasının doğal davranmadığını fısıldayıp duruyor ve bilirsin, ufak çocuklar sinir bozucudur." "Anne?" derken bile bunun kulağa çok yanlış geldiğinin farkındaydım. "Annen şu anda bodrumdaki şişelerin içinde şekil almakla meşgul ufaklık," dedi babama benzeyen adam. Şimdi dikkatli bakınca, ne kadar da zayıf ve uzun ve kemikli duruyordu. Hatta o kadar kemikliydi ki direkt olarak bir iskelet olduğunu bile söyleyebilirdim. "Kes şunu," dedi kadın üzerime doğru uzun kemiklerini savururken. "Zihninde gerçek olmayan fikirler üretmeyi kes, bizi açığa çıkarıyorsun." "Onu tamamen kuruttuğunu sanıyordum." Adam bıkkınca konuşuyor, sanki tüm bunların bir parçası olmak onu yoruyormuşçasına omuzlarını dayadığı kapıda, kollarını kavuşturmuş duruyordu. Kollarını—Hayır, kavuşturmak için fazla uzunlardı, öyle ki yere değiyordu parmakları. "Tam olarak değil, henüz erime aşamasına geçmemiş görmüyor musun? Sen—" Bakışları arkamdaki canavara odaklandı. Ona başka bir isimle seslensem daha iyi olurdu aslında ama bana hiç ismini söylememişti ki. "İşlerimi bozmaktan keyif alıyorsun değil mi? Seni gidi cisimsiz, biçimsiz yaratık. Yatağın altında kalmalıydın çocuk, beni yok edemezsin ama ben seni bir elime geçirirsem var ya!" Öne doğru atıldığı an canavarım yatağın altına doğru kayarak gölgelere karıştı ve ben de tamamen istemsizce, bakın bana inanmalısınız gerçekten de düşünmeden ayağımı hafifçe öne uzatarak kadının takılıp yatağın üstüne düşmesine sebep oluverdim. Öylece uzatmıştım işte, arada olur böyle şeyler. Buna içgüdü deniyor. "Seni—" Kadın öfkeyle başlayıp cümlesini bitiremeden bir çığlık koyuverdi. Bedeni yataktan düşmüş, bacaklarına sarılı karanlık onu yatağın altına doğru sürüklüyordu. "Çabuk ışığı aç!" dedi adama doğru. Bu komutu algılaması mı yavaş sürdü yoksa gerçekten umursamıyor muydu bilmiyorum. O kadar yavaş, çoooooook yavaş hareket ediyordu ki! İlk adımı atması öyle ağırdan alınmıştı ki uzayda olduğumuzu hayal etmeden alamadım kendimi. Ve şimdi aya iniş yapan ünlü yaratık adam! "Yaksana şu ışığı seni gerzek!" "Tamam tamam, ne çok bağırıyorsun." Odanın ortasında, yerde, kendimi küçücük, bir toz tanesi kadar hissederek otururken bana kimse aldırmıyordu. Böylece bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm ve fırladığım gibi gece lambasını yere düşürdüm. "Eyvah," dedi adam oldukça sakin bir sesle. "Lamba kırıldı." Kadının yarısı yatağın altındaydı şimdi, bedenini korumak için olanca gücüyle yere tutunuyor, tırnaklarını zemine geçirmiş halde odamı mahvediyordu. "Büyük lambayı yak, yaksana seni işe yaramaz kukla!" "Ah, diğer lamba, doğru ya." "Pamuk beyinli aptal seni, parçalara ayırayım da gör gününü." "Affedersiniz, bakar mısınız acaba?" dedim adama doğru parmak uçlarımda yükselerek. Dikkatini çekmemden önce etrafına bakındı, ardından yerden geldiğini anlayarak eğildi. Gerçekten de çok uzundu. "Ne istiyorsun ufaklık?" dedi. "Özür dilerim, umarım canın yanmaz." Masamın üzerinden aldığım makası adamın gözüne sapladım. Fakat tahmin ediyor olmalısınız ki bir insan gözüne benzer hiçbir yanı yoktu. Kadının da belirttiği gibi, beyni yerine pamuk olan bir kuklaydı o. Böylece makas yumuşak bir kumaşa saplanarak oldukça kolayca içeri girmişti ama adam afallamış, yalpalayarak geriye doğru düşmüştü. Sanırım onun da canı yanıyordu ama hiçbir ses çıkarmadan öylece oturuyordu. "Hayır!" diye bağırdığını duydum kadının. Odadan çıkarak bodruma koşuyordum. Canavarın kadını tutacağına güveniyordum. "Kırmızı şişeleri iç!" dedi Canavar arkamdan. "Onlar senin." "Kes sesini, sus. Yalan söylüyor, sakın onu dinleme." Kadının ciyaklamalarına göz devirerek şişeleri karıştırmaya başladım. Yeşillerin içinden fokurtular çıkıyordu, siyahlar sümüğe benziyor ve morların içinde—Sanırım saçtı onlar. İğrenç. B…