karanlıkta dolanan çocuklar canavarlara yem olurlar
yatağın üstü
Yazar: bizâr

I Annem derdi ki, küçük çocuklar uyumak için yataklarına gittiğinde gözlerini açar ve karanlığa bakarlarsa, dahası sıcak ve yumuşak yataklarından kalkarlarsa bir daha onlardan haber alan olmazmış. "Nereye gidiyorlar?" Yorganın altındaydım, burnuma dek çekili; sıkıca tutmamdan dışarıda kalan parmaklarımın üşümeye başladığını hissediyordum. Fısıltım kuruydu, korkumu taşıyordu. "Yataklarının altında, karanlıkta dolanma aptallığı gösterenleri bekleyen yaratık onları bileklerinden tuttuğu gibi çekip!-" Annem burada sesini yükselterek elini havada bir şeyi kapıyormuşçasına salladığından ürpermiştim. Hep aynısını yapıyordu, ben de her seferinde zıplıyordum. "- onları yanına alıyor." "Sence onlara ne yapıyor?" Elini saçlarımda gezdirdi, ayağa kalkıp camımı son kez kontrol ettikten sonra komodinin üzerindeki gece lambamı kapatmadan önce alnımı öpmek üzere eğildi. "Kimse bunu anlatmak için geri dönmedi tatlım. Fakat bence," dedi fısıldayarak. "onları yiyor." Işığı kapattı. "İyi geceler." Kapıyı örtünce arkada yalnızca karanlık kalmıştı. Anında gözlerimi yumdum, yorganı da kafama kadar çektim. Çocukların karanlıkta uyanık olmaması gerekirdi. Uyu şimdi şapşal. Sorun şu ki, onu duyabiliyordum. Son birkaç gündür odamda ikinci bir soluk vardı. Belki de önceden de oradaydı ama hemen uyumaya çalıştığımdan fark edememiştim. Artık odamın içinde değişen havayı hissedebiliyorum. Kulaklarımda sessizlik vızıldıyor. Rahat nefes alamıyorum, bir şey göğsümü baskılıyor. Karanlık odama ağırlık yapıyor. Ötede, kapının ardında annemle babamın tıkırtılarına odaklanıyorum ben de. Orada olduklarını bilmek korkumu ehlileştiriyor, annemin parmakları saçlarımda geziniyor hissini canlı tutuyor. Böylece korkmuyorum. En azından bir süre korkmuyordum. Artık bana seslenir oldu. Bir kedi gördüğümde kendimi tutamayıp çıkarttığım anlamsız sesleri odamın içine atıyor ve karanlık bunları daha ürkütücü hale sokuyor. Manasız harflerin şekilsizliğinin odamın içinde büyüyerek üzerime geldiğini görüyorum ama tabii, bu yalnızca hayal gücümün bir ürünü. Annem hep hudutsuz bir hayal dünyam olduğunu söyler. Bu sınırsız demek. Babamın kafama düşse kesinkes beni bayıltacak olan kitabından öğrendim bunu. "Pişt," demeye dört gün önce başladı. O esnada annemin mırıltı gibi gelen sesini dinliyordum ta ki daha yakından, daha net bir ses yerini alana dek. Omurgamdan enseme büyük bir hızla kaydı, tüylerimi pür dikkat dikerken midemde kalbimin tepetaklak olmasına neden oldu. Oysa kalbimin midemde olmadığına emindim, neden oraya gitmişti hiçbir fikrim yoktu ama korkudan kaskatı kesilmişken buna pek takmadım doğrusu. Ses, tahtanın üzerinde bastırarak dolandırılan bir çiviye aitti. En azından ilk duyduğumda benzettiğim buydu. Sonraki sefer "Hey," dediğinde birden fazla çivi olmuştu. Sert ve hızlı çizilen tahta. Kuru, titrek, birisi konuşurken ritmikçe boğazına vuruluyormuş gibi. "Sen." Belli bir tonu yoktu. Bir alçalıyor bir yükseliyordu. Artık içerideki mırıltıları duyamıyordum da, yalnızca onu bekliyordum. Ne zaman konuşacağı uykumun belirleyicisi haline gelmişti. Nefes alışları daha da artmıştı. Hırıltısını duyabiliyordum. Ciğerlerini üşütmüş olmalı, diye düşünmüştüm. Benim de birkaç kez başıma geldi de, oradan biliyorum. Dışarıdan sızlanmalar geliyordu ama çok uzakta. Gece kuşları vardiyaları için camımın önünde. Evin eski tahtalarında böceklerin adımları ağırlık yapıyor. Yatağımın üstündeyim, bir kez bile kalkmadım ve canavarıma yem olmayı reddediyorum. O konuşmuyor. Nefesi asla gitmiyor. Ben de korkumu azarlıyorum. Ona diyorum ki seni şapşal, yataktan kalkmadığın sürece sana hiçbir şey yapamaz ki! Sonra fısıldıyorum: "Ne istiyorsun?" "Gözlerini kapattığında," diyor tane tane, kelimeleri şekillendirmekte zorlanır bir hali var; neredeyse dudaklarını birbirine değdirmeyi bilmiyor diyeceğim ama bu budalaca bir düşünce. "Ne görüyorsun?" İlk başta sorusunu anlayamadım. Nasıl şimdi odamın içinde, kapının altından sızan ışık içeri girmeye çekinmese belki biraz daha aydınlık olabilecekken, yalnı…