Bölüm 9 - Yanlış Kızı Gömdünüz
Yazar: hayalperest kalem

Aras elindeki gazeteye uzun süre baktı. Kutunun içindeki cümle zihninde yankılanıyordu. "Yanlış kızı gömdünüz." Bu imkânsızdı. Yirmi yıl boyunca herkes aynı şeye inanmıştı. Defne Karaca ölmüştü. Cenazesi yapılmıştı. Mezarı bile vardı. Ama şimdi biri çıkıp bunun yalan olduğunu söylüyordu. Ve Aras'ın en büyük korkusu buydu. Çünkü Defne yaşıyorsa... Geçmiş de yaşıyordu. Mira aşağı indiğinde konağın içindeki havanın değiştiğini hissetti. Koridorlarda daha fazla koruma vardı. Herkes telaş içindeydi. Salona girdiğinde Aras'ın çalışma masasının başında olduğunu gördü. Yüzü her zamankinden daha sertti. "Ne oldu?" Aras gazeteyi hızla kapattı. "Önemli bir şey değil." Mira sinirli bir nefes verdi. "Yine mi?" Aras sustu. Mira masaya yaklaştı. Gazetenin köşesi görünüyordu. Ve büyük başlığı okuması için bu yeterliydi. Defne Karaca'nın Cesedi Bulundu. Mira'nın kalbi hızlandı. "Defne'yle ilgili bir şey mi oldu?" Aras gözlerini kapattı. Bir an için yorgun görünüyordu. Sonunda gazeteyi ona uzattı. Mira notu okuyunca dondu. "Yanlış kızı gömdünüz." Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı. "Bu ne demek?" Aras pencereye döndü. "Bu... savaş demek." Aynı günün akşamı... Mira günlüğü tekrar okumaya başladı. Defne'nin yazıları arasında daha önce fark etmediği bir sayfa vardı. Sayfanın kenarı diğerlerinden daha kalındı. Dikkatlice kaldırdı. Altında gizlenmiş bir not vardı. Küçük harflerle yazılmıştı. "Eğer bunu okuyorsan bana ulaşmaya çok yaklaştın." Mira nefesini tuttu. "Kimseye güvenme." "Özellikle de aileye." "Çünkü ihaneti dışarıda değil içeride bulacaksın." Sayfanın altında bir adres yazıyordu. İstanbul'un eski semtlerinden birinde terk edilmiş bir bina. Ve altında tek bir isim: Gül Bahçesi. Mira'nın kalbi deli gibi atmaya başladı. Kolyedeki notu hatırladı. "Gülü bul. Anahtar onda." Bu tesadüf olamazdı. Gece yarısı... Mira odasından sessizce çıktı. Kimseye haber vermeden konağı terk etmeye karar vermişti. Günlüğü çantasına koydu. Koridor sessizdi. Merdivenlerden aşağı indi. Tam kapıya ulaşmıştı ki karanlıktan bir ses geldi. "Kaçmayı mı düşünüyorsun?" Mira irkildi. Aras gölgelerin arasından çıktı. Siyah gömleğiyle duvara yaslanmıştı. Sanki uzun süredir onu bekliyordu. "Peşimden adam mı koydun?" "Hayır." Aras ona baktı. "Sadece seni tanımaya başladım." Mira birkaç saniye konuşamadı. Bu söz beklediği bir şey değildi. Aras gözlerini çantasına çevirdi. "Bir şey buldun." Bu soru değil, tespitti. Mira tereddüt etti. Sonunda günlüğü çıkardı. Adresi gösterdi. Aras'ın yüzü anında değişti. "Gül Bahçesi..." "Orayı biliyor musun?" Aras derin bir nefes aldı. "Evet." "Ne olduğunu da biliyor musun?" Sessizlik. Sonra Aras yavaşça başını salladı. "Burası Defne'nin son görüldüğü yer." Bir saat sonra... İkisi birlikte şehir merkezine doğru ilerliyordu. Yağmur yeniden başlamıştı. Sokak lambaları ıslak asfaltın üzerinde titriyordu. Mira camdan dışarı bakıyordu. "Defne'yi seviyor muydun?" Soru beklenmedik geldi. Aras'ın elleri direksiyonda sıkıldı. Uzun süre cevap vermedi. Sonunda alçak sesle konuştu. "Sevdiğimi söyleyemeden kaybettim." Mira'nın kalbi garip şekilde sıkıştı. Arabanın içinde sessizlik oluştu. İlk kez Aras'ın gözlerinin ardındaki acıyı görüyordu. Gece yarısını geçtiklerinde eski binaya ulaştılar. Bina yıllardır terk edilmiş gibiydi. Paslı demir kapılar. Kırık camlar. Sarmaşıklarla kaplanmış duvarlar. Kapının üzerinde silinmeye yüz tutmuş bir tabela vardı. GÜL BAHÇESİ Mira ürperdi. İçeri girdiler. Koridor karanlıktı. Yerde cam kırıkları vardı. Tam ilerliyorlardı ki üst kattan bir ses duyuldu. Bir kadın sesi. Çok hafif. Çok uzak. Ama net. Mira olduğu yerde durdu. Çünkü duyduğu isim kendi adıydı. "Mira..." Aras da sesi duymuştu. Silahını çekti. İkisi merdivenlere yöneldi. Kalp atışları sessiz binada yankılanıyordu. Üst kata çıktıklarında en sondaki odanın kapısı aralıktı. Işık içeriden geliyordu. Aras kapıyı yavaşça itti. Kapı gıcırdayarak açıldı. Ve içeride gördükleri şey ikisini de donup bıraktı. Duvarın tamamı fotoğraflarla kaplıydı. Yüzlerce fotoğraf. Mira'nı…