Bölüm 8 - Yaşayan Hayalet
Yazar: hayalperest kalem

Bölüm 8 — Yaşayan Hayalet Mira olduğu yerde donup kaldı. Seranın içindeki sessizlik kulaklarını çınlatıyordu. Karşısındaki adam karanlığın içinde duruyordu. Uzun boylu, siyah giyimliydi. Yüzünde yılların yorgunluğu vardı. Adam yavaşça konuştu. "Adım Kaan." Mira'nın kalbi hızla atıyordu. "Defne'nin kardeşi olduğunu söyledin." Kaan başını salladı. "Evet." "Bu imkânsız..." "Bu hikâyede imkânsız olan çok az şey var." Mira elindeki notu sıktı. "Defne gerçekten öldü mü?" Kaan birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini Mira'nın gözlerine dikti. "Herkes onun öldüğünü sanıyor." Mira'nın nefesi kesildi. Bu cevap bir cevap değildi. Ama içinde saklanan anlam korkutucuydu. "Yaşıyor mu?" Kaan'ın yüzü gerildi. "Bilmiyorum." "Bilmiyor musun?" "Çünkü onu son gördüğümde on sekiz yaşındaydım." Mira'nın kafası iyice karışmıştı. "Kimin peşindesin?" "Gerçeğin." Tam o anda seranın kapısı sertçe açıldı. Aras içeri girdi. Yüzündeki öfke bir anda ortamı değiştirdi. "Kaan." Kaan hafifçe gülümsedi. "Merhaba, Aras." Aras'ın eli silahına gitmişti. "Onunla konuşmayacaksın." Mira şaşkınlıkla ikisine baktı. "Siz birbirinizi tanıyor musunuz?" Kaan acı bir kahkaha attı. "Tanıyor muyuz?" Aras'ın gözleri karardı. "Yeter." Kaan başını salladı. "Gerçeği sonsuza kadar saklayamazsın." Aras bir adım öne çıktı. "Buradan git." Kaan son kez Mira'ya baktı. "Eğer yaşamak istiyorsan günlüğün son sayfalarını oku." Mira'nın kalbi duracak gibi oldu. "Ne biliyorsun?" Ama Kaan cevap vermedi. Seranın karanlığına karışıp gözden kayboldu. Aras ve Mira yalnız kalmıştı. Sessizlik ağırdı. Mira sonunda patladı. "Artık yeter!" Aras sustu. "Kim o adam?" "Önemli değil." "Önemli değil mi?" Mira sinirle bağırdı. "Benim peşimde katiller var!" "Bu yüzden seni koruyorum." "Hayır!" Mira'nın gözleri dolmuştu. "Benden gerçekleri saklıyorsun." Aras'ın yüzündeki sert ifade birkaç saniyeliğine kırıldı. "Mira..." "Defne kimdi?" Aras cevap vermedi. "Annem onunla nasıl bağlantılıydı?" Sessizlik. "Defne gerçekten öldü mü?" Sessizlik. Mira arkasını dönüp uzaklaştı. İlk kez Aras'ın ona cevap vermeyeceğini anlamıştı. Gece yarısı... Mira odasına kapanmıştı. Masanın üzerinde Defne'nin günlüğü duruyordu. Kaan'ın sözleri aklından çıkmıyordu. "Son sayfaları oku." Derin bir nefes aldı. Günlüğün son bölümünü açtı. Sayfaların bazıları yırtılmıştı. Bazılarında ise lekeler vardı. Sanki aceleyle yazılmıştı. Son okunabilen sayfada şu satırlar vardı: 27 Eylül Bizi buldular. Babam kaçmamızı söyledi. Ama artık çok geç. Eğer bana bir şey olursa dosya Elif'e emanet edilecek. O ne yapacağını biliyor. Gülün sırrını sadece o biliyor. Mira'nın elleri titremeye başladı. Elif... Bu annesinin adıydı. Bir sonraki sayfayı çevirdi. Eğer bir gün Elif'in kızına ulaşırsan... Ona şunu söyle: "Anahtar kandan gelir." Mira'nın nefesi kesildi. Tam o sırada günlüğün arasından küçük bir fotoğraf düştü. Fotoğraf yere savruldu. Mira eğilip aldı. Ve donup kaldı. Fotoğrafta üç kişi vardı. Genç Defne. Annesi Elif. Ve... Aras'ın babası. Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu: "Üçümüz sırrı koruyacağız." Aynı saatlerde... Konağın en üst katındaki gizli odada yaşlı adam pencerenin önünde duruyordu. Yanında Nermin vardı. "Neler öğrendi?" Nermin sessiz kaldı. "Çok yaklaştı." Yaşlı adam başını eğdi. "Öyleyse vakit geldi." Nermin'in yüzü gerildi. "Ne yapacaksınız?" Adam yavaşça döndü. Gözlerinde hiçbir duygu yoktu. "Yirmi yıl önce yarım kalan işi bitireceğim." Sabah olduğunda konağın kapısına bir paket bırakıldı. Paketin üzerinde isim yoktu. Koruma kutuyu Aras'a teslim etti. Aras kutuyu açar açmaz yüzü bembeyaz oldu. Kutunun içinde eski bir gazete kupürü vardı. Kupürde şu başlık yazıyordu: "Defne Karaca'nın Cesedi Bulundu." Ama kupürün üzerine kırmızı kalemle tek bir cümle yazılmıştı: "Yanlış kızı gömdünüz." Aras'ın elleri titredi. Çünkü bu mesajın anlamını biliyordu. Eğer doğruysa... Yirmi yıldır ölü sanılan biri geri dönüyordu. Ve bu kişi, herkesin hayatını altüst edecekti...