Bölüm 11- Kan Bağı
Yazar: hayalperest kalem

Bölüm 11 — Kan Bağı Mira, telefon ekranına kilitlenmişti. "Defne ölmedi. Ve seni bulmak için geri dönüyor." Mesajın altında numara görünmüyordu. Sadece tek kelime yazıyordu. "Hayalet." Mira'nın elleri buz kesmişti. Tam mesajı tekrar okuyacaktı ki ekran karardı. Telefon kendi kendine kapandı. "Hayır..." Güç tuşuna defalarca bastı. Telefon açıldığında mesaj kaybolmuştu. Sanki hiç gelmemişti. Sabahın ilk ışıkları konağın pencerelerinden içeri süzülüyordu. Mira odasından çıktığında koridorda iki korumanın telaşla koştuğunu gördü. Alt kata indiğinde herkes büyük salonda toplanmıştı. Aras'ın yüzü sertti. Nermin ise elindeki tablete bakıyordu. "Ne oldu?" diye sordu Mira. Aras ona döndü. "Konağın güvenlik sistemi bu gece tam on üç dakika devre dışı kaldı." "Nasıl?" "Bilmiyoruz." Nermin araya girdi. "Ama o on üç dakika içinde biri çalışma odasına girmiş." Aras yumruğunu sıktı. "Ve aile arşivinden tek bir dosya çalınmış." Mira'nın içini kötü bir his kapladı. "Hangi dosya?" Nermin birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça konuştu. "Elif Demir'in dosyası." Mira'nın nefesi kesildi. "Annemin mi?" Aras başını salladı. "Evet." Aynı gün... Mira bahçede yalnız yürürken konağın yaşlı bahçıvanı Hasan Amca'yı gördü. Yaşlı adam yıllardır bu konakta çalışıyordu. Mira yaklaşınca adam gülümsedi. "Annen de gülleri çok severdi." Mira olduğu yerde durdu. "Annemi tanıyor muydunuz?" Hasan Amca'nın yüzündeki gülümseme kayboldu. "Çok iyi tanırdım." Mira heyecanlandı. "Lütfen bana anlatın." Yaşlı adam etrafına bakındı. Kimsenin olmadığından emin olunca alçak sesle konuştu. "Annen sık sık bu bahçeye gelirdi." "Tek başına mı?" "Hayır." "Kiminle?" Hasan Amca cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. "Defne ile." Mira'nın kalbi hızlandı. "Birlikte ne yapıyorlardı?" "Gül dikiyorlardı." Mira şaşırdı. "Sadece bu mu?" Yaşlı adam başını iki yana salladı. "Hayır." "Güllerin altına bir şey saklıyorlardı." Mira hiç vakit kaybetmeden Aras'ı buldu. Bahçeye birlikte döndüler. Hasan Amca'nın gösterdiği yere geldiler. Eski, kurumuş bir gül ağacı... Gövdesinde küçük bir harf kazınmıştı. D Aras diz çöküp toprağı kazmaya başladı. Birkaç dakika sonra küreği sert bir şeye çarptı. İkisi de heyecanla birbirine baktı. Toprağın altından küçük metal bir kutu çıktı. Kutunun üzerinde paslanmış bir kilit vardı. Ama kilit çoktan çürümüştü. Aras kapağı dikkatlice açtı. Kutunun içinde eski bir mektup ve gümüş bir anahtar vardı. Mira mektubu açtı. İlk satırı okuduğu anda gözleri doldu. "Sevgili Mira..." "Benim adım yazıyor..." Titreyen sesi bahçedeki sessizliği böldü. Mektup devam ediyordu. "Bu satırları okuyorsan seni koruyamadığım için özür dilerim." "Sana gerçeği söyleyemedim." "Çünkü seni yaşatmanın tek yolu buydu." Mira'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. "Bu... annemin yazısı." Aras sessizce yanında duruyordu. Mira okumaya devam etti. "Sana bıraktığım kolye sadece bir hatıra değil." "O, seni gerçeğe götürecek son anahtar." "Ama unutma..." "Kan bağı her zaman aile demek değildir." Tam o anda... Bahçede bir silah sesi duyuldu. Kurşun, Aras'ın hemen yanındaki ağaca saplandı. "Yere yat!" diye bağırdı Aras. Mira yere kapanırken ikinci kurşun geldi. Koruma alarmı çalmaya başladı. Çalıların arasından siyah maskeli dört kişi çıktı. Aras hızla Mira'nın önüne geçti. Silahını çekti. Çatışma başladı. Kurşun sesleri bahçede yankılanıyordu. Mira mektubu sıkıca tutuyordu. Bir maskeli adam tam ona yaklaşmıştı ki... Arkadan başka bir silah sesi duyuldu. Adam yere yığıldı. Herkes aynı anda o yöne döndü. Siyah deri ceketli genç bir kadın ellerinde iki tabancayla duruyordu. Rüzgâr uzun siyah saçlarını savuruyordu. Yüzü sertti. Ama gözleri... Mira'ya çok tanıdık gelmişti. Kadın silahını indirip doğrudan Mira'ya baktı. Ve yavaşça konuştu: "Beni yıllardır ölü sanıyordunuz." Aras'ın gözleri büyüdü. "N... hayır..." Kadın acı bir gülümsemeyle son cümlesini söyledi: "Merhaba Aras... Ben Defne."