4. SAVAŞ BAŞLASIN
Yazar: Dilara Yılmaz

"Bedenim her ne kadar genç görünse de içten içe yaşlanıyordum." MİRAN Bir kadına iftira atıldı, bütün insanlar sustu. Kadın masum olduğunu haykırdı ama insanlar o kadını görmemezlikten geldi. O kadının adı Suna’ydı ve çok çaresizdi. Şimdi ise babasını kaybetmiş ve günlerdir boş gözlerle tavanı izliyordu. Yanındaydım ama kafasını çevirip bana bakmıyordu. Belki de artık hiçbir şeyi görmek istemiyordu. Onun yaşadıklarını yaşamamıştım ama çektiği acıları yüreğimde hissediyordum. O bu haldeyken bende ondan çok farklı sayılmazdım. Çaresiz bir şekilde karşımda ilk gördüğüm kadından eser kalmayan ve ölmek isteyen birisini görüyordum. Mavi elinde bir tepsi ile odaya girdi ve gözlerime üzgün bir ifadeyle baktı. "Hala tepki vermiyor mu?" Başımı olumsuz anlamda salladım ve dolan gözlerimi parmaklarım ile ovuşturdum. Mavi tepsiyi komodinin üzerine bıraktı ve çorbadan bir kaşık alarak Suna'ya içirmeye çalıştı fakat Suna dudaklarını kıpırdatmıyordu bile. Dayanamadım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ben ağladığım için Mavi'nin de gözleri dolmuştu. Elini omzuma koydu. O da abisini ilk defa böyle görmüştü ve buna alışkın değildi. Suna'ya bu kadar kısa zamanda nasıl bağlandığımı bende anlayamamıştım. Ona üzüldüğüm için mi kalbim acıyordu? "Mavi," dedim gözyaşlarımı elimin tersiyle iterken. Mavi'nin gözlerinden bir damla yaş düştü, bana sıkıca sarıldı. "Biliyorum," dedi. “Ona karşı hislerin var ve onu bu halde gördüğün için canın acıyor.” Kız kardeşim bile gözlerimden bunu okuyabiliyordu. "Suna iyi olacak abi. Yaşadıkları hemen unutulacak şeyler değil. Bunu sende çok iyi biliyorsun. Onun yanında olmalı, ona destek olmalı ve ona biraz zaman tanımalıyız." Mavi'nin konuşmasını can kulağıyla dinlerken bir anda elimde bir yumuşaklık hissettim. Bakışlarım ellerime kaydığında gülümsememe engel olamadım. Suna elimin üzerine pamuk elini koymuş ve beni izliyordu. Sonunda bir tepki göstermişti. Derin bir iç çektim. Yüzünü avuçlarımın arasına alarak gözlerine uzun uzun baktığımda beni ifadesizce izliyordu. "Canının ne kadar yandığını biliyorum ama emin ol ki seni böyle gördüğüm için bende kahroluyorum. Hep yanında olacağım Suna," diyerek ellerimle saçlarını okşadım. "Sana söz veriyorum.” Gözleri doldu ve gözlerini yumduğunda gözyaşları yanaklarını ıslattı. Parmaklarımla nazikçe gözyaşlarını sildim ve daha fazla dayanamayıp odadan hızlı adımlarla uzaklaştım. Mavi arkamdan sesleniyordu ama şu anda onu bile duymuyordum. Elime ne gelirse duvara fırlattım. Şu anda sinir krizi geçirdiğimin farkındaydım ama umurumda değildi. "Miran," diye yanıma ağlayarak yaklaşan kız kardeşime sırtımı döndüm. "Mavi… Beni biraz yalnız bırak." “Hayır,” dedi inatla. “Seni bu şekilde bırakıp gidemem. Ne oldu söyler misin?” “Suna’yı ilk gördüğümde çok mutluydu ama onun yüzünde ki gülümsemeyi soldurdular. İnsanlar nasıl bu kadar kötü? Kızın yaşadıkları yetmiyormuş gibi bir de babasını kaybetti.” Ağlayarak devam ettim. “Suna’yı tekrardan görmek için kapının önüne gittiğimde babasıyla konuştum biliyor musun? Kızımı kurtar diye yalvardı bana. Bir baba bu kadar çaresiz olmamalı. O adam beni hiç tanımadığı halde kızını bana emanet etti.” Boğuk sesle ağlarken bir anda Suna’nın sesiyle kalakaldım. “Bana bunu nasıl söylemezsin?” Arkamı döndüğümde bana hayal kırıklığıyla bakıyordu. Lanet olsun! Suna’ya yaklaşıp elimi omzuna koyduğumda kendisini geri çekti ve bana meraklı gözlerle baktı. “Ne konuştunuz babamla?” “Bak,” dedim ve elimi saçlarımın arasında gezdirdim. “Sen beni kapıdan kovduktan sonra o kapıya tekrar geldim. Baban beni pencereden gördüğünde yanıma geldi ve beni evden uzaklaştırarak bir şeyler söyledi.” Suna ağlayarak meraklı bir bakış attı ve yutkundu. “Ne söyledi sana babam?” “Kızımı kurtar dedi. Benim elimden bir şey gelmiyor ama sen güçlü birisine benziyorsun. Süleyman kızımı zorla evlendirmeden yetiş ve kızımı kurtar dedi.” Konuşmam bittiğinde Suna ağlayarak yere yıkıldı ve kendi kendisine konuşmaya başladı. “Babam,” diye bağırdı. “Babam keşke ben ölseydim…” Mavi onu tesell…