Karanlık&Aydınlık ~ Gecenin Beşikleri
4. GÜL KOKUSU
Yazar: Kübra Kurtuluş

Bazı insanlar gerçekten tersten işlerdi. Kimisinin duası kabul olurdu, kimisi başkası tarafından yapılan bedduanın sonucunu bulurdu. Rüyaları gerçek olanlar vardı, kabuslarıyla yaşamayı öğrenenler de. Ben ise kabuslarımın içinde güvenilir bir sığınak arıyordum. Sığınağımı bulsam birileri tarafından darmadağın edileceği korkusu feleğimi şaşırtıyordu. Belki de sığınağımdaydım. Veya bir başkasına sığınak olmuştum. ''Cep telefonumun sende olduğunu biliyorum.'' Odaya ne ara girdiğimi anlayamamıştım. Kapıya yaslanmış, beni seyrediyordu. Odanın ortasında dikilip onun gibi kaşlarımı çattım. Üzerime doğru yürüyüp pencerenin yanına geçti ve perdeyi kapattı. Kapatmasının nedeni belliydi çünkü az sonra şafak sökecekti. Perdeyi kapattıktan sonra büyük bir ihtişamla koltuğuna geçip oturdu. Odayı inceleme imkânı bulduğumda siyahlar içindeki çatık kaşlının aksine odası süt beyazı rengine hakimdi. Tıpkı teni gibi. Şaşırdığımı belli etmeden göz ucuyla dairesine baktım. Duvarda yaldızlı büyük bir saat asılıydı, kenarlarındaki yaldızlardan her an yere kan damlayacak şekiller motiflendirilmişti. Duvarda saat dışında bir şey olmadığı için bakışlarımı saatin altında olan kapıya indirdim. Nedenini bilmiyordum fakat gizli kapı olduğunu düşündüm. Sol tarafta banyoya açılan bir kapı ve... Royan'ın keskin bakışlarını üzerimde hissettim. Odayı incelemeye son verip bakışlarına karşılık verdim. Üzerinde siyah kot ve siyah gömlek vardı. Uyumaya hazırlanmaması doğaldı çünkü beni bekliyordu. ''Telefonumu verir misin?'' Elimi öne uzattım. Çok yorgundum, telefonu alıp bir an önce bu odadan yok olacaktım. Kıpırdamadı. Gözleri üzerimde oynaşıyordu. Olduğum yerde kıvrandım. Bakışları rahatsız edici türden değildi fakat yine de tenime kırmızılık hâkim olmuştu. Saçlarımı arkaya savurdum. Sinirden terlemeye başlamıştım. Neyi beklediğini hâlâ anlayamamıştım. Ona doğru yaklaştım, gözleri hâlâ bendeydi. ''Neden konuşmuyorsun?'' dediğim an çoktan ayağa kalkıp odanın sonundaki çekmecelere gitmişti. Çekmeceden aldığı şeyle birlikte geçip yatağına uzandı. Elinde tuttuğu şey telefonumdu. Bu ne kadar yüzsüzce bir hareketti. Bir de karşımda gevşek gevşek yatıyordu. Aldırış etmeden tekrar elimi öne uzatıp telefonu istedim. Telefonu bana vereceği yerde elinde evirip çevirmeye başladı. Benden çaldığı yetmiyormuş gibi şimdi de onu kurcalıyordu. Uzanıp telefonu elinden almaya kalkıştım ama o çoktan öteki eline vermişti. ''Ne yapmaya çalışıyorsun? Ver artık şu telefonu. İnan ki çok uykum var, seninle uğraşacak halim yok," dedim sesimi ayarında tutmaya çabalayarak. Beni hemen kızdırmayı başarabiliyordu. Kaşları yine çatıktı ama bu sefer keyifli bir şekilde. Benimle kediyle oynuyormuş gibi oynuyordu. Kan iyice beynime sıçradı. Üzerine atılıp telefonu elinden almaya kalkıştım. Ne olduğunu anlamadan ben yatakta o ise üzerimdeydi. Ellerini iki yanıma bastırmış, bacağı bacaklarımın arasındaydı ve bana en ufak şekilde dokunmamıştı. Başı ise benden sadece birkaç santim uzaktaydı. Kalbim durdu. Ölüp de vampir olmuş olabilir miydim? Gözlerimi yumdum. Bu vampirin işi sadece benimle oynamaktı. Ona haddini bildirip buradan gitmeliydim. Gözlerimi açtığımda ağzımı açamadım. O an hiçbir şey yapamadım. O da gözlerini yummuştu. Simsiyah kirpikleri titreşmiyordu bile. Dudakları hafif aralıktı. Aklımdan geçen tonlarca şeye şaşırsam da güzel görünüyordu. Birazcık olan aklımı kaybetsem belki de parmaklarımı yüzünde bulurdum. Yenik düşmek istemiyordum. Gerçi şu an ona yeniktim. Belki o da bana yenikti. Yine bir şeyleri bilmiyordum. Gözlerini açıp benimkileri buldu. Yakıcı gözleri benim gözlerimi çoktan alevlendirmişti bile. O kadar ateşlenmiştim ki boğazlı kazak boynumu yakıp gıdıklamıştı. İçimden bir ses ona daha yakın olmam gerektiğini söylüyordu. Her zaman. ''Neden bana bunu yapıyorsun? Hem çok uzaksın hem de birkaç santim yakınım.'' Sesim cılızdı ama tüm samimiyetimle söylemiştim. Bu tip sözler benim ağzıma yakışmasa da onun yanında tüm kurallı iplerim birbirinden koptu. Göz açıp kapatıncaya kadar onu…