güven kırılması | 3
Yazar: Merve Rogers

Pek çok alem vardır, göğün yedi kat altında... Bir göbek yeri vardır, göklerin ortasında, Tanrı cennet kurmuştur, katların arasına. -ER Sogotoh Destanı Mazu'nun yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifade gördüm, saf nefret. O an her şeyi yapabilirdi ve bundan sonrasında pişmanlık bile duymazdı. Kocaman gözleri direkt olarak Summer'a bakıyordu kalabalığın arasında fısıldaşmalar yükseliyordu. Annem hiç bir şey yapmıyordu, Mazu'yu sakinleştirmeye bile çalışmıyordu sanki olanlar norma bir şeydi, tahmin edilebilir, önceden karar verilmiş gibi, annem ne düşünüyordu emin olamıyordum ama Mazu'nun iliklerine kadar işleyen öfkesinden Summer'ı nasıl koruyacağımı bilmiyordum. Zorlukla bakışlarımı Summer'a çevirdim oda benim kadar şaşkın gözükmüyordu, kabullense mi itiraz mı etse, oda kendi içinde savaş veriyordu, onu ilk defa bu kadar hazırlıksız görüyordum ve Mazu kadar olmasa da bende öfkeliydim ona değil olanlara. "Ne demek bu?" Mazu'yu halk içinde bir kere bile ağlarken görmemiştim, gerçi duygulardan yoksun birinin ağlamasını beklemekte yersizdi ama işte karşımda ağlamamak için kendiyle mücadele ediyordu. Ağlamasını istedim. Ağla seni işe yaramaz kukla, ağla. Arcane, babamın yanından ayrılıp, Mazu'nun yanına gitti onu kollarının arasına alıp sırtını sıvazladı, kulağına bir şeyler söyleyerek onu sakinleştirmeyi deniyordu, Mazu titriyor gibiydi hissettiği şeyi anlayabiliyordum daha çok hissedebiliyordum. Koruyucu olmak bizim için çok önemliydi hayat vazifemiz, tüm yaşama biçimimiz bunun üzerine kuruluydu. En kutsal bağlardan biriydi bu, bir insanla bağlanmak yada kendini kötülüğe karşı bir savaşta öne atmak, her meleğin uğruna feda edebileceği şeydi. Biz ırkların en üstünü olarak kabul edilirdik, ve görevlerimiz vardı hayatın dengesini sağlamak, doğru olanı savunmak ve adalet terazisini dengede tutmak gibi. Ve bu Mazu'dan haksız yere alınmıştı. Pruel elimi o kadar sıkı tutuyordu ki ancak öne atılıp Summer'ın yanına gitmeye yeltenince farkettim, öylece duruyor korkuyla bana bakıyordu. "Gitme." dedi çok kısık bir sesle, sesi rüzgara karıştığında bile etkisini sürdürüyordu. "Korkacak bir şey yok, sadece bir yanlış anlaşılma." Elimi onun sırtına koyup, küçük bedenini sakinleştirmeye çalıştım. "Summer'ın yanında olmam lazım." Üzerimde ki elbise rahat hareket etmemi engelliyordu, sıkılmıştım ve ne olduğunu biran önce anlamam lazımdı. Summer'a bakmak için başımı kaldırdım ama yerinde yoktu. "Bu gece ruhumu adalete bağlıyorum, kalbimi özgürlüğe, gözlerimi gerçeğe, gücümü onura, kanımı savaşa ve nefesimi Awaxan'a." Summer'ın sesi bütün kalabalığı susturmaya yetti. Herkes sanki o an nefes almayı unutmuş gibiydi, kimse konuşmuyor hatta kıpırdamıyordu buna bende dahildim her ne kadar söylemek istemesemde Mazuyla aynı kaderi paylaşıyorduk şuan, ikimizde ihanete uğramıştık. Yeminle birlikte havayı sert bir rüzgar kapladı, görünmez bir güç aramızda geziniyor gibi oldu en sonunda bir ışık hüzmesi Summer'ın bedenini sardı, tek dizini kırarak, babamın önüne diz çöktü. Yüzünü göremiyordum sırtı bana dönüktü, babam tahtın hemen önünde gecenin en dipsiz karanlığını hatırlatan gözleriyle oğluna bakıyordu kılıcını kabzasından çıkartıp, elinin içini kesti kanı bir kaç kez yere damladı ardından, annemin yeni getirdiği kılıcın üzerine doğru uzattı kanayan elini... Göğsüm kabardı içimde yükselen öfke ve sinir bütün bedenimi sarıyordu. Savaşgetiren. Asla ıskalamayan, savaşgetiren ve savaşkıran ikiz kılıçlar sadece kan bağı olanlara aktarılırdı. Asırlardır ailemize hizmet ederlerdi, periler tarafından dövülmüş aziz kanı ile yıkanmış, kutsal silahlar olarak tarihte yer alırlardı. Biz daha çok küçükken Savaşgetiren bana, Savaşkıran Summer'a mühürlenmişti. Summer ile aynı anda göreve başlamamız gerekiyordu, biz ikizdik aynı anda koruyucu olacaktık, her şey planlanmıştı üstelik çok erkendi daha Awaxan'dan bile doğru düzgün dışarı çıkmamıştık. Atlantis'e, Elbernon'a hatta fani dünyasına bile tam anlamıyla geçiş yapmamıştık. Bir yanlışlık olmalıydı. Üstelik o benim kılı…