petrichor ailesi | 1
Yazar: Merve Rogers

playlist, lewis capaldi & jessie reyez 'şimdi beni düşündüğünde bu seni öldürüyor mu?' Ne kara deniz ne de buz gibi dalgalar. Dünya yoktu. Nede yüce gökler. Var olan yalnızca boşluktu. -Page 2013 Orman sonbaharın etkisi altına girmişti ağaçlardan düşmeye başlamış kuru sarı yapraklar üstüne basıldığında ses çıkartıyordu. Fani dünyasının sonbaharı, Awaxan'da ki hiçbir mevsime benzemezdi. Bozuk patikadan ilerleyip küçük bir dereyi ve gün batımı ile birlikte ormanı istila eden ateş böceklerini geçtikten sonra şafak ağacına bağlı geçit sonunda karşıma çıkmıştı, şafak ağacı her zaman için favorim olmuştu. Fani dünyasında anlatılan efsaneye göre ağacın dalları Güneş'e, Ay'a, bulutlara ve diğer gök cisimlerine kadar ulaşırdı. Şafak ağacı altından bir gövdeye, bakır köklere ve gümüş yapraklara sahipti gövde yaşamı, kökler geçmiş yaşamı, dallar ile henüz yaşanmamış geleceği temsil ederdi. Ağacın, toprak ile buluştuğu yerde ağacın koruyucusu yaşardı. Faniler buna efsane diyerek yaşamaya devam edebilirdi ama ölümlü gözlerin göremeyeceği şeylerin ardında bütün efsaneler gerçekti. Şafak ağacı, meleklerin fani dünyadan Awaxana döndüğü tek kapıydı. Pelerinimin şapkasını geriye ittirip, bir kez daha fani dünyasına baktıktan sonra, elimi ağaca bastırdım o sırada kuşlar ve ateş böcekleri hareketlenip hep birlikte ötmeye başladılar. Şafak ağacının gövdesinden parlak sarı bir ışıkla geçit açıldı saniyeler sonra kendimi diğer tarafta buldum. Bunu yapmamam gerekiyordu biliyordum henüz göreve başlamamışken fanilerle görüşmemeliydim. Ama onu uzun süre görmeyince içimi büyük bir merak kaplıyordu. Geçidin önünde durup derin bir nefes aldım. Havanın içinde eski zamanlardan kalma bir melodi vardı, sanki yüzyıllardır burada yankılanan, rüzgarın bile unutamadığı bir şarkı gibi. Şafak Ağacı'nın dalları gökyüzüne uzanırken, gövdesindeki damarlar yavaşça ışıldıyordu—tıpkı bir kalp atışı gibi, varlığı yaşayan bir şeydi. Ellerimi yavaşça gövdeye yasladım. Soğuk metal gibi değildi; aksine, içinde akan enerjiyi hissedebiliyordum. Altın, bakır ve gümüşün birleşiminden doğan bir ruhu var gibiydi. Tam o an, toprağın derinliklerinden bir hareket duyuldu. Önümdeki geçit titredi, Şafak Ağacı'nın kökleri hafifçe titreşti ve ardından yavaşça açıldı. Bir adım geri çekildim, ama korkudan değil—bekleyişten. Koruyucu uyanıyordu. Gölgeyle örtülü bir figür, köklerin arasından süzülerek yükseldi. Uzun, zarif silueti neredeyse rüzgar kadar hafifti ama varlığı dağları bile yerinden oynatabilecek bir güce sahipti. "Zamanın yaklaşıyor." dedi yankılanan, kadim bir sesle. "Karanlık yükseliyor ve senin kaderin artık kaçamayacağın bir yolda yazılı." Kalbim göğsüme sıkıştı. Bu sözleri bekliyordum, ama yine de duyduğumda içimde bir şeyler sarsıldı. Karanlığın yükseldiğini zaten biliyordum. Ama gerçekten hazır mıydım? Gözlerimi kaldırıp Koruyucu'ya baktım. "Ne yapmam gerekiyor?" Koruyucu gülümsedi—ya da gülümsediğine inanmak istedim. "Geçidin diğer tarafına geç ve geçmişinle yüzleş. Ancak o zaman geleceğin sana açılacak." Ormanın sessizliği bir an daha sürdü. Sonra derin bir nefes aldım ve ileriye adım attım. Başlığıma çarpan yağmur damlalarını hissedebilmek için başlığımı geriye doğru ittirdim ve yüzümde hissettiğim ıslaklıkla gülümsedim. Awaxan'dan her gizlice kaçışımda içimde ki yaramaz düşünceler, her seferinde biraz daha güçleniyordu. Pelerinimi omuzlarımdan geriye doğru savurup yerle buluşmasına izledikten sonra sırtımda ki tatlı kaşıntıyı daha fazla görmezden gelemeyeceğimi biliyordum, yüzüme yerleştirdiğim hafif tebessüm eşliğinde kanatlarımın dışarı çıkmasına izin verdim. Fanilerin dünyasında gezmek eğlenceliydi, çoğunlukla komiklerdi ve her şeyden habersiz bir şekilde yaşamaları ilginçti ama hiçbir şey, yüzünde ve kanatlarının altında rüzgârı hissederek hava akımları, arasında süzülmekle kıyaslanamazdı. Gümüş ışıltılarla kaplı gri kanatlarımı deneme amaçlı birkaç kez çırparak yerden yükselirken içim vahşi bir sevinçle dolup taşmıştı. Rüzgâr kanatlarımı kabartırken, gökyüzüne doğ…