Karanlığın Yankıları

BÖLÜM 6 / AV BAŞLADI

Yazar:

Karanlığın Yankıları – Emre Ulcay kitap kapağı
Karanlığın Yankıları – Emre Ulcay kitap kapağı

“O eşiğin bekçisiydi bir zamanlar. Ruhların geçtiği kapının koruyucusu.” Kafenin o boğucu gelen atmosferinden çıktığım an ciğerlerime dolan temiz hava beni olduğum yerde durdurdu. Keskin, soğuk ve gerçekti. Bir an gözlerimi sıkıca kapattım. Ama bu sefer, göz kapaklarımın ardında o küllerle kaplı karanlık orman, o tekinsiz dünya geri gelmedi. Başımı göğe kaldırdığımda, sadece yüzüme çarpan sert rüzgârı ve saçlarımdan süzülen yağmur damlalarının o huzurlu, ritmik sesini duyabiliyordum. Ancak o genzimi yakan yanık kokusu hâlâ burnumdan gitmemişti. Nefeslerim düzensizdi. Göğsüm her nefeste biraz daha sıkışıyor, sanki içimde hâlâ görünmeyen bir şey damarlarımda sinsice dolaşıyormuş gibi hissettiriyordu. “Yavaş… Adımlarına dikkat et Rüzgâr.” dedi Yağmur sesindeki telaşlı tonla. Kaldırımda yürürken koluma her zamankinden daha sıkı sarıldı. Bunu fark ettiğimde dışarıdan ne denli güçsüz ve darmadağın göründüğümü anladım. Bedenim hâlâ tam olarak bana ait değilmiş gibi uyuşuk hissediyordum. “İyiyim, merak etme lütfen.” derken dudaklarımın arasından dökülen yorgun kelimeler ikimizi de ikna etmemişti. Yağmur cevap vermedi ama beni bir an bile bırakmadı da. Kadıköy’ün eski mahallerinden geçip sahile indiğimizde hava neredeyse tamamen kararmıştı. Çiseleyen yağmur nihayet kesilmiş ancak etrafı o yağmur sonrası koku sarmıştı. Gökyüzü griydi. Önümüzde uzanan deniz ise o grinin koyulaşmış hali gibi ağır, dipsiz ve derin bir sessizlikle çalkalanıyordu. Bir banka oturduk. Rüzgâr yoktu ancak hava garip bir şekilde hareket ediyor gibiydi. Uzun bir süre boyunca tek bir kelime bile konuşmadık. Ben gözlerimi denize dikmiş, boşluğa bakıyordum. Yağmur ise gözlerini doğrudan bana dikmişti. Bakışlarını üzerimde hissettim ama ona dönmedim. Çünkü dönersem konuşmak zorunda kalacaktım. Ve konuşacak bir şeyim yoktu şu an. Ya da çok fazla şey vardı ve ben nereden başlayacağımı bilmiyordum. “Rüzgâr, bu yaşadığın şey sana ilk defa olmuyor, değil mi?” Yağmur’un sesi son derece sakin çıkmıştı. Ama sorunun kendisi fazlasıyla ağırdı. Başımı hafifçe yere doğru eğdim. Titreyen parmaklarımı dizlerimin üzerinde kenetledim. Bir cevap aradım kendi zihnimde ama bulamadım. Bakışlarımı yerden kaldırdım ve derin bir nefes çekerek denize sabitledim. Aramızdaki o ağır sessizlik bir süre daha havada asılı kaldı. Ama bu seferki sessizlik bir kaçış değildi. Bekleyişti. Yağmur, “Rüzgâr…” derken sesi yumuşadı. “Sana inanıyorum… Çünkü ben yaşadığın bu doğaüstü deliliği daha önce kendi gözlerimle gördüm.” Kurduğu bu sarsıcı cümleyle birlikte kaşlarım istemsizce, büyük bir şokla çatıldı. Başımı hızla çevirip, inanamayan şaşkın gözlerle doğrudan onun o ela gözlerinin içine baktım. “Neyi gördün Yağmur? Açık konuş lütfen,” dedim sesim titreyerek. Yağmur bu soruma hemen cevap vermedi. Derin bir nefes aldı ve içindeki o yoğun sıkıntıyı dışarı üfler gibi ağır bir şekilde verdi. Bakışlarını benden kaçırıp denize çevirdi. Sanki o suların arkasında, kendi geçmişinden kalan kanlı bir hatırayı, gizli bir gölgeyi arıyor gibi bir hali vardı o an. “Birinin…” dedi yavaşça, ses tonu bir fısıltı gibiydi. “Bu dünyada var olmayan ölü biriyle deliler gibi konuştuğunu bizzat izledim ben.” Kalbim bir an sertçe göğüs kafesime vurdu. Ama yüzümdeki hiçbir mimiğin değişmemesi için kendimi sıktım. “Kimdi o peki?” Sorum üzerine Yağmur o keskin bakışlarını yavaşça denizden çekti, tekrar doğrudan gözlerimin içine kilitledi. O an, sokak lambalarının loş ışığında onun o ela gözlerinin tam arkasında sakladığı bir şeylerin çılgınca çaktığını gördüm. Kısa bir an, tek bir salise boyunca o sırrı bana açıp açmamak konusunda ruhunda feci bir tereddüt, bir kırılma yaşadığını ama hemen ardından katı bir karara vararak o maskeyi tamamen indirdiğini hissettim. “Annem.” dediği an göğsümün tam ortasında, o Kül Kuşunun bahsettiği o mühürlü soyumda bir şeylerin çılgınca kımıldandığını, yer değiştirdiğini hissettim resmen. Ama bu sarsıntının ne anlama geldiğini o an ki şokumla idrak edemedim. Yağmur tekrar derin bir nefes aldı. “Ben…

Bölümün tamamını WritePad'de oku