BÖLÜM 5 / UYANIŞ
Yazar: Emre Ulcay

“Bu zincirler demirden değildir. Acıdan yapılır. Korkudan beslenir.” “Bunu sana kim söyledi?” Derya’nın sesi tahmin ettiğimden daha sert çıkmıştı. Sorusu havada asılı kalmadı bu sefer. Direkt olarak üstüme çöken bir beton blok gibiydi etkisi. Bir an cevap veremedim. Dudaklarımı araladım ama kelimeler dışarıya dökülmedi. Sanki söyleyeceğim her şey yanlış olacakmış gibi boğazım düğümlendi. “Sana bir şey sordum.” derken Derya kaşlarını öfkeyle çatmıştı. Yaşlarla dolu gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmadan, adeta ruhumu delip geçmek ister gibi bakarak konuşuyordu. O bakışların tam ortasında net olarak gördüğüm, canımı yakan tek bir duygu vardı. İnanmıyordu. Bana, karşısında dikilen bu iki üniversiteli gence zerre kadar inanmıyordu ve bizi acısıyla eğlenen birer kaçık olarak görüyordu. Sertçe, boğazımdaki kuruluğu yırtarak yutkundum. “Ben…” dedim ama devamını getiremedim. Derya sabırsızca bir nefes verdi. “Bak,” dedi, sesi bu sefer daha kontrollüydü ama altındaki gerginliği gizleyemiyordu. “Bunun bir şaka olduğunu söyleyeceksen hiç başlama. Çünkü inan bana hiç komik değil, canınız yanar.” dedi tehditkâr bir tonla. Yanımda dikilen Yağmur, omuzlarını dikleştirerek hafifçe kıpırdandı. Havada asılı kalan gerginliği o da hissetmişti anlaşılan. “Şaka değil.” dedim bu sefer, daha net bir ses tonu ile. Derya’nın gözleri şüpheyle kısıldı. “Öyle mi?” dedi alayla. “Peki nereden biliyorsun? İnternetten mi baktın yoksa birileri mi anlattı bunu sana? Söyle!” Her ihtimali değerlendiriyordu kafasının içinde. Sadece tek bir ihtimali, en mucizevi ama en karanlık olan ihtimali, zihninin dışında tutmak için çabalıyordu. Söylemek istediğim kelime zihnimde yankılandı. “Kerem söyledi.” Ama bunu direkt olarak dile getirmek fazla sert olacaktı. Derin bir nefes aldım. “Bunu bana biri söyledi.” “Kim?” Hiç düşünmeden sordu bu soruyu. Vereceğim cevabı çürütmeye hazırdı. Gözlerim onunkilere kilitlendi. Bir an sustum ve o an anladım. Bu noktadan sonra hiçbir geri dönüş yolu yoktu. Ama yine de o ismi söyleyemedim. Derya’nın sabrı taşmıştı artık. “Bak,” dedi bu sefer sesini daha da yükselerek, “Beni daha fazla oyalamayın. Zaten berbat bir gün geçiriyorum. Eğer salakça bir oyun oynuyorsanız…” “Biz oyun falan oynamıyoruz.” Bu sefer Yağmur girmişti araya. Ses tonu inanılmaz derecede sakin ama bir o kadar da katı ve netti. Derya hiddetle başını ona doğru çevirdi, gözlerini dikti. “Gerçekten mi?” dedi alaycı bir gülümseme kondurarak. “Ölmüş bir insanın size bir şeyler söylediğini iddia ediyorsunuz ve bu bir oyun değil, öyle mi?” Mutlak bir sessizlik oluştu. Ben konuşamadım, dilim damağım kurumuştu. Yağmur da tek bir kelime bile etmedi. Ama bu sessizlik, onun o alaycı sorusuna karşı verilebilecek en net cevaptı. Derya’nın yüzündeki ifade yavaşça değişmeye başlamıştı. Alay gitti. Yerine başka bir şey geldi. Korku. Ama hemen ardından o duyguyu bastırdığını görüm mimiklerinde. “Saçmalık.” dedi dudaklarının arasından kesik, titrek bir nefes vererek. “Bu düpedüz… Deli saçması.” Ama ses tonu, az önceki o kükreyen haline kıyasla hiç de kendinden emin gelmiyordu kulağa. Söylediklerimin, o mor şemsiye şifresinin onun ruhunda nasıl bir gerçeklik fırtınası kopardığını gözlerindeki o kırılmadan anlayabiliyordum. Derya artık şokla birlikte bayılmanın kıyısında dolaşıyordu. Nefesleri iyice sıklaşmış ve göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Yüzünün rengi her geçen saniye daha da beyazlıyordu. Sanki karşısında bir hayalet görmüş gibi bakıyordu Yağmur’la bana. Tezgâha sıkıca tutunuyor ve uyguladığı baskıdan dolayı olsa gerek elleri kasılıyordu. Çalışanlarından biri olduğunu düşündüğüm bir adam yanına gelip ona seslendi ancak Derya tepki vermiyordu. Sanki geçmişe gitmiş ve kendini şu ana kapatmış gibiydi. Bakışları donuklaşmış ve boşluğa kilitlenip kalmıştı. “Derya beni duyuyor musun?” Adam bir süre daha seslendi ancak hiçbir tepki alamadı. Tam Derya’ya doğru uzanıp onu sarsmaya hazırlandığı sırada kadın transtan çıkmışçasına kendine geldi. Olduğu yerde bedenini bir titreme dalga…